2010-07-07 22:20:51
istemek üzerine birkaç söz

En Fazla Bağıran En Haklı Sayılmıyor

http://ul.gcg.me/files/2010-07/goya.jpg

Hep söyleriz, hafiften bu acı durumdan garip bir tat da alarak; Gündüz Tekin Onay takımın teknik direktörüyken kulüp başkanı olmuştur. Keyiften değildi elbette bu başkanlık. Hadi, yeter bu hocalık, biraz da başkanlık yapayım, keyfime bakayım, maceraperestliğinin bir sonucu değildi. Ya da, lan bu takıma hocayken bir sürü para kaptırdım, başkan olayım da kaptırdığım paraları bir şekilde geri alayım, hesapçılığı da değildi. Mecburiyetin en hazin halinin Adana’ya düşen resmiydi. Siluet değil, kopkoyu bir resim… Goya’nın acı çeken insanlarını hatırlatan kapkaranlık bir resim…

Tabi Adana o zamanlar muhtarlıktı, ne belediye vardı ne de bir spor fonu. Kader değil de bir çaresizlik Adanaspor’u Uzanların eline bıraktı. Tartıştığımız, hesaplaştığımız ve bedelini ödediğimiz bir dönemdir. Evet, biz bir bedel ödedik o dönemin sonunda. Hiçbir takımın, bırakın Adanaspor gibi bir mazisi olan takımın, en sıradan takımların bile yaşamasını istemediğimiz bir dönem yaşadık o bedelin içinde. Kapandık. Çeken bilir o acıyı. O sırada neler hissedildiği uzun uzun yazarız. Ama gerek yok. Kederi bizde saklıdır.

Kimselerin kılını kıpırdatmadığı zamanlardı.

Meseleye Adanaspor, A.Ş. olmuştu bir kere, varsın batsın diye bakanlar da vardı elbette. Ama bir Adanaspor taraftarının ne kadar umurunda olabilirdi ki bu süreç? Veya herhangi bir Adanaspor taraftarı ne kadar sorumludur yaşananlardan? Bir özeleştiri değil bir saptama olarak ediyorum bu lafları. Çünkü bir Adanasporlu taraftarın yapması gereken herhangi bir özeleştiri asla ve kata yoktur!!! Evet, ülkeleri siyasetçiler, eh bazen de askerler yönetir, savaşları da onlar çıkarır; ama acıyı çeken ve ölen hep halklar olur. Şimdi öylesine bir örnek veriyorum, muhabbet ediyoruz ya; bir Ankaragücü taraftarının, Ankaragücü’nün Kenan Evren emriyle süper lige alınmasında nasıl bir iradesi olabilir ve biz buradan nasıl bir siyaset yürütebiliriz o takımın taraftarlarına yönelik? Ne diyeceğiz? Reddet! Ama futbol topu yörüngesinde çekim kuralları böyle işlemez. Bir taraftarın, herhangi bir taraftarın beklentileri suyun formülü kadar nettir, bu netliğin ortaklığı da tartışılmazdır. Var olmak ister, devamlılık ister, gol ister, galibiyet ister, başarı ister, transfer ister, olanın fazlasını ister, şampiyonluk yetmez şampiyonluklar ister. İsteriz de çoğu zaman da eldekiyle yetiniriz. Evrensel bir vaziyet arz eder mesele.

Tabi biz de kapanmadan önce bir şey umduk, bekledik, istedik, bir sebep sonuç ilişkisi içinde bekledik. Uzanların kontrolüne geçmemizde Adanaspor’a süregelen bir kayıtsızlığınız vardı, bari şu kapanma arifesinde bir iradeniz olmasını bekledik. Olmadı. Tabi o zamanlarda da Adana bir muhtarlıktı ve bir spor fonu da yoktu. Kapandık…

Sonra bir kulüp başkanı sevgisinden, anlayışlılığından, empatisinden, saygısından şöyle dedi: “2 Temmuzdan sonra doğacak her çocuk Demirsporlu olacaktır.”

Vah!

Sonra döndük! Bu bildiğiniz bir hikâyedir ki futbola dair ömrümüzün en güzel hikâyesidir. Üstelik futbol tarihinin hiçbir zaman tanık olmadığı ve bir daha tanık olamayacağı bir dik duruş örneğiyle döndük. Hani yine hep diyoruz ya kendi külünden doğarak…

Evet, Adana’da doğan çocuklar, en azından onların yarısı hala Adanasporlu doğuyor. Bu yüzden, onların ileride bizim kuşağın yaşadığı o kederi yaşamaması için Adanaspor’un her manada sağlam yol almasını istiyorum. Adanaspor A.Ş. imiş, umurumda değil. Kulüp başkanı değil, şirket patronuymuş, umurumda değil; yasalarmış, hukukmuş umurumda değil. Ben Adana’da yaşıyorum. Bu şehrin idaresi için gidip oy atıyorum, otopark parası ödüyorum, vergi veriyorum ve belediyenin belli bir bütçesinin bu şehirden sağlandığını, bu şehrin tamamı için Adana’ya kaynak ayrıldığını ben de biliyorum ve de bir Adanasporlu taraftar olarak o spor fonundan takımım için gereken payı istiyorum. Adanaspor’un A.Ş. olmasına rağmen bunu istiyorum. Ha, hala olmaz mı diyorsunuz, olsun ben yine istiyorum.

Yazar: Editor