2011-07-30 01:14:50
istifalar ve istifadeler

Ezelden beri Arjantin'de de Yunanistan'da da, Portekiz'de de ordunun zulmüne uğrayan hep sosyalistler olmuştur, ağırlıklı olarak. Operasyonlar daima sol hareketi yerle bir etmek için yapılmıştır, Nice genç insan, tertemiz yurtsever insanlar yok olmuştur, Denizler, Mahirler... Yüzlerce kitap yazılmıştır konuya ilişkin, o kadar derindir trajedi… Aşağı yukarı tüm dünyada böyledir.

Neyse, konumuz bu değil.

Şöyle geliştirebiliriz bu yazıyı: Yukarıda bahsettiklerimizin tam zıddını Akp zihniyetinin tüm o süreçte nasıl korunup kollandığını görerek yaşadık. Şimdi iktidar olan hareket ha deyince iktidar olmamıştır. Belli bir desteğin sonucunda ortaya bir Akp hükümeti çıkmıştır, daha önceleri çıkan tipik sağcı, muhafazakâr iktidarlar gibi. Çokça değindik meseleye… Örneğin 12 Eylülün hemen sonrasında darbecilerin, örneğin Kenan Paşalarının, ki o kendi paşalarıdır, evet kendi paşalarının konuyu somutça ortaya koyacak açıklamaları vardır. Tam karşılığında da cemaat önderlerinin darbeyi çılgınca alkışlayan açıklamaları unutulmuş değildir. Basit bir internet araştırmasıyla bahsettiğimiz açıklamalara ulaşılabilir. Ama, konumuz bu da olmayabilir...

           http://01resim.com/data/media/6/Bulent-Arinc-4dc99620c64b5.jpg http://www.yasamoykusu.com/images/galeri/Mehmet_Altan10_yasamgaleri.jpg

Şimdi?

Genelkurmay başkanı ve kuvvet komutanları belli bir gerekçeyle istifa ediyor. İktidar erki ve madyadaki geniş kanadı süreci bir büyük şenlikle, baklava yer gibi türden bir keyifle karşılıyor. Örneğin Mehmet Altan, ki o da her dönemin en hızlı adamlarındandır, Sırasıyla Özalcı, Mesutçu, Tansucu, Erbakancı, Erdoğancı olmuşlardır kendileri ailecek, bir marazi ruh hali ile, bu güçlüden yana olma refleksinden hiçbir beis görmeden. Evet, o Mehmet Altan ağzının içini doldura doldura gülüp eğlenip konuşarak krizi bir büyük demokratikleşme aşaması olarak değerlendirmiştir, içinde yer aldığı çelişkiler yumağında hiç sıkılmadan. Bu çelişki noktasını da çokça yazdık. Tutukluluk süreleri, vekil seçilmişlerin hala içeride olması, yumurta eylemine dehşetengiz cezalar istenmesi, eğitim meslesine değinen gençlerin başına gelenler, sonu meçhul sorgular... çok yav... ortada zannedildiği gibi bir demokrasi olmadığına dair kuşku verici vaka çok...

İktidarın resmi kanadı da meseleyi bir ince alay üslubuyla paylaşmıştır kamuoyuyla. Örneğin Bülent Arınç’ın…"Allah korusun bu orduyla savaşa girecekmişiz... Aaa, ordu gitmiş..." açıklaması kendilerinin vakaya hangi ciddiyet ve ruh hali ile yaklaştıklarını net bir fotoğrafla göstermektedir. Yanlış anlaşılmaya, askerci bir takıntıyla yazmıyoruz bunları, ki gerekçemiz zaten ilk paragrafta var.

Ve fakat, sorun bizim canımızın vaktiyle ne kadar yandığıyla ilgili bir kan davası değildir, ülkenin istikbaline ilişkin duyduğumuz kaygılara dairdir ortada cascavlak duran sorun…

Her şey keyfinize göre olsun veya ne haliniz varsa görün, deme lüksümüz yok!

Hey hat ki korkarım, dur bakalım ne olacak, makamında oturup beklemekten de başka yapacak bir şeyimiz yok... Çün, su başları fena tutulmuş... öyle değil mi yoksa....

Yazar: Editor