
Şimdi bu yazacaklarımızın Mersin İdmanyurdu ile hiçbir ilgisi yok. Hakikaten. Çünkü bu mevzuya biz fena halde taktık, bu kez de Mersin’e denk geldi, yanlış anlaşılmaya. Davamız siyasi Akp’nin hükümet konumundayken bakanları aracılığıyla futbola haksız ve adaletsiz bir biçimde müdahale etmeleriyledir. Süreçte birçok kulüp bu kaymaklı müdahaleden yararlandı ki onlar Akp takımları da olarak anılır. Birçoğu da “acaba biz de bir şey kapar mıyız” hissiyatı ve fikriyatıyla alesta vaziyette beklemede. Bu yüzdendir ki delikanlı futbol âlemi sessizliği tercih etmede. Üç maymunu oynamadalar, desek uygun kaçar… İşte bugün konu mankeni Mersin’dir, yarın bir başkası, hatta belki biz (Allah korusun)… Klavyeye sarılmada tereddüt edersek namerdiz, eleştirimizi yine yaparız…
Efendim Türkiye Cumhuriyeti’nin bir bakanı Kürşat Tüzmen bir vesileyle Bolu civarında Mersin İdmanyurdu kampını ziyaret eder ve şampiyonluk sözü alır. Ama ondan hemen önce elini yumruk yaparak “şampiyon muyuz” diye tarihi bir soru sorar. Gaza gelen futbolcu malum cevabı verir: "Şampiyonuz!" Ne diyecekti ki! “Desteğiniz maçlarda da sürerse şampiyonluğumuz kesindir sayın bakanım, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir bakanı sayın bakanım…” mı diyecekler? Bakan bunu üç kez tekrarlar: Şampiyon muyuz? ( o yee!) "Şampiyonuz dedik ya bre, sayenizde ama… " Ve Tüzmen, futbolculara antrenör gibi taktik verir ve sadece kas gücü ve futbol oynamanın işe yaramadığını, beyin olarak da çok iyi hazırlanmak gerektiğini söyler. ( Vay be, biz bunu hiç düşünmemiştik işte. Biz, ha babam de babam kas gücüyle saldırıyorduk yahu…) Ama başka şeyler de var sayın bakanım. Türkiye Cumhuriyeti’nin bir bakanı olan bakanım…
Motivasyon cümleleriyle başladığı ziyaretini mesleki bir somutlaştırmayla da tamamlar: “ takım olarak sizi şampiyon yapacağız ( bakın burayı anlamadık, acaba hükümet olarak bu takımı şampiyon yapıp Chp’deki Mersin’i, Akp’ye çevireceğiz mi demek istiyor? Anlaşılan sırada İzmir takımları var bu pastaya parmak banacak…). Nasıl dış ticaret rakamları üst seviyelere ulaşmışsa, siz de en üst seviyelere ulaşacaksınız. Mersin İdmanyurdunu tüm dünyada tanınan bir marka haline getireceğiz. Benim hedefim bu.”
Bir belediye başkanın şehrinin takımına yatırım yapmasını bir nebze de olsa anlarız, lakın bu seyirlik köy oyununu anlamamız… anlayabilmemiz mümkün değildi. Hakikatte anlamak da istemiyoruz.
Buraya aktardıklarımızı bir gazeteden okuduk. Bunu herkes okuyor. Federasyon da okuyordur. Peki bu destekli kollamanın, makamda imza attırmaların, bu haksız rekabetin, bir gecede trilyonlarca para toplamaların, bakanların bu amigoluklarının hiç mi hesabı sorulmaz, hani öğrenmek için soruyoruz: bunların hepsi yasal işler mi?
Peki kamu vicdanı da mı hesap sormaz? Sahi mi? Durmak yok, yola devam mı... Vah!!!

Hiçbir kabilenin, değil yabancılara, birbirlerine bile yurtlarını satmaya hakkı yoktur.




























