Kaskas ya da Meşine Dönmüş Dünya
‘günler durmadan akıyor, çekip gidiyor
ama söyleyin nereye gidiyor?’
Daha bir delikanlıyken
İstanbul’a gittiğinde çalışmaya
70’in bilmem hangi senesinde
Geriye belki bir ‘bakış’ bırakıp…
Taksim Meydanında ama
Hayatın bir başka sevdasına dalıp…
Unutmuşlardı seni döndüğünde
Senin unutmadığın taş sokağın sonunda
Altında dut ağacının
Bir söz bizim hiç duymadığımız
Hayata dair;
Sahi, o vakitler aşkın tanımı yapılmış mıydı?
‘Köseleye dönmüş hayat
Sayası bozuk devran
Meşin kokuyor kahpe felek
Meşin kokuyor kahpe felek
Sokakları süpürürüm her sabah
Her gece doyurmaya çalışırım doymak bilmez dünyayı
Sökülmüş kunduraları yapıştırırım da
Kendim paramparça
Ki kadın teni hissetmez parmaklarım
Günler gidiyor
Çekip gidiyor ya
O da bilmez nereye gidiyor…’
Bir şarkıyı tam bilseydin
Okuyabilseydin bir şiiri
Parmaklarınla izleyebilseydin şahbeyiti
Gözlerinle, ah kalbinle…
Devrim marşları olurdu senin şarkıların
Sen, su gibi bilirdin Nazım’ı
Zira hikâye senin hikâyendir Kaskas
‘Şimdi ben şurada, Saydam Caddesinde
Yani Akkapı Mahallesinde
Asker Bilal’in eski kahvesi karşımda
Yazlık sinema olurdu yaşasaydı yanında
Hani önünde karpuz sergisi olurdu
Hani silahların ve okuyamadığım bildirilerin zulalandığı
Ama işte gecenin onunda on ikisinde
Siz tatlı kış gecesinde
Kömür kokusunda
Perdeler arkasında…
Ah, ömrüm… ömrümüz
Nereye gider ki?’
Hayatı sen biliyorsun Kaskas
Biz yalanını anlatıyoruz
Soru da sende cevap da
Biz bir bok bilmiyoruz
‘meşine dönmüş dünya’
Yaşıyoruz…
Kaskas/Sadık Uzunağaç
Şiirde bahsettiğimiz gibi 70’lerde Adana’dan çıkmıştı, döndüğünde de neredeyse unutulmuştu.
Kösele ustasıdır. Çirişçinin tekisin diye hala takılırız, kızar. Dönünce belediyede temizlik işlerine girdi, oradan emekli de oldu. Bunun yanında akşamları, hafta sonları mahallede aynı zamanda mekânımız olan küçük dükkânında köşkerlik de yapardı. Her akşam kenara şırdan tezgâhını da kurar bu ayrıca ek işi olurdu. Bilinen hikâye onunkisi; minnet etmeden evi geçindirmek. Hala aynı tarzda çalışır. Şiirde anlatılanlar kısmen onun hayatı. Okuma yazma bilmez. Öğret, dedi; beceremedim. Hala kızar bana: ))
Allahına kadar Adanasporludur!

Hiçbir kabilenin, değil yabancılara, birbirlerine bile yurtlarını satmaya hakkı yoktur.


























