
“Titanik” filminden hiç hazzetmemiştim. İzlediğim en sahte filmlerdendi, yaratılmak istenen dramatik duygu açısından. Ama orada bir sahne vardı ki, bence Oscar ödülü o sahnenin yüzü suyu hürmetine verildi.
—Gemi batmak üzeredir, herkes can telaşında, ama çalgıcılar devam etmektedir. Sonra bir ara dururlar. Şef, çalmaya devam etmeyi önerir. Diğeri, “ama kimse dinlemiyor” der. Şef, “o zaman kendimiz için çalalım” diye tamamlar ve filmin en güzel müzikleri o anda başlar.—
Hayır, insan kendi için bir şey yaptığında en iyisini icra eder anlamında söylemiyorum bunu. Yalnızca kendi tasasında olan insanlar değiliz neticede. Fakat bazı durumlarda özellikle sanatla ilgili uğraşlarda kişinin kendi için (de) bir şey yapması, yapmış olması, yapar olması ötelenecek bir eylem değildir. Genele kendini beğendirme kaygısından uzak, sadece o anın keyfi için bir şarkı söylemek, sahnede de olsa, bir enstrümanı çalmak kim bilir ne güzeldir. Sonra, şiir dediğimiz şey bundan başka nedir ki… Sinema, müzik… Ve aslında bizim şurada yaptığımız iş…
Kendin içinde bir şey yapmak iyidir. Bir de yapılanın kendisi iyi bir işse o artık faydalı bir eserdir. Herkesin işine yarar bir şekilde.
Bunla da ilgili şöyle bir ayrıntı var:
Neruda sürgündeyken bir genç ona postacılık ediyordur. Bu genç adam bir gün Neruda’nın bir şiirini sevgilisine verir “ben sana yazdım” diyerek. Neruda bunu öğrenince, neden böyle bir şey yaptın, der. Genç adam, o şiire benim ihtiyacım vardı, artık benimdir, gibisinden bir cevapla konuşmayı noktalar.
Böyle bir hikâye…
Şimdi niye mi yazdım bu yazıyı? Bilmem ki. Bu da kendim için yazdığım bir yazı olsun…
Not: Pinokyo, bir çizgi film uyarlamasında köylüler, işçiler, yoksullar için bir şey yapmak istediğinde gayet başarılıdır. Şarkılar söyler, dans eder filan. Ama kendi için bir şey yapmaya kalkınca çuvallar. Bu da başka bir hikaye: ))

Hiçbir kabilenin, değil yabancılara, birbirlerine bile yurtlarını satmaya hakkı yoktur.




























