2011-06-22 20:16:54
konuk yazı / mehmet ali kılıçbay

Mehmet Ali Kılıçbay’dan tam kıvamında bir futbol yazısı. Futbolun genel hallerine dairdir. Herhangi bir noktaya özel olarak temas etmemektedir: ))

http://www.bitap.net/bitapcomtr/Semerkant01222.jpg

_______________________________

Futbol Deyip Geçmeyelim

Futbol neden sevilmeli diye aniden sorulduğunda, bir futbol meraklısı hemen suçluluk kompleksi içine girer ve âşık olduğu oyunu yüceltmeye başlar: “zekâ oyunudur, sahada oynanan satrançtır, strateji gerektirir” gibi. Ama aslında futbolun bu kadar sevilmesinin nedeni, diğer tüm oyunların aksine, kuralsal süresi olan 90 dakikada bitmesi, saatlerce, günlerce, hatta bazıları için bir ömür boyu sürmesidir.

Futbolun dedikodusu, haydi muhabbeti diyelim, kendinden daha renklidir, daha ego tatmin edicidir. Seyrederken edilgen olan seyirciyi birdenbire bir kahraman haline getiren bir süreçtir, hatta küçük çaplı bir tanrı. Homeros destanındaki tanrılar savaşan insanları Olympos’un tepesinden nasıl seyredip yorumlar yapıyorlarsa futbol seyircisi de aynını yapar ve kendini bir cins Olympos tanrısı gibi hisseder. “o pas öyle mi verilirdi?” İşte bu söz maçta sadece bakan, sinirlenen, bağıran veya bir cins “master of ceremony” olarak futbolu ayinleştirirler. Hem de “doktrinleştirirler”. Kendi başına yorum yapmakta zorlananlar, bu guruların yardımıyla “futbol ilmihali” eğitiminden geçer ve kime tapınacağını, kime kızacağını, hangi şeytanları kovacağını öğrenirler.

Futbol bir de dilinden ötürü sevilir. Bütün ilkel toplumlarda kadınlar ve erkekler ayrı gruplaşmalar içindedirler ve bu grupların her birinin diğer cinsin anlayamayacağı özel bir dili vardır. Futbol “modern ilkel” dünyamızın erkek topluluğuna, kadınların anlayamayacağı bir dil vermektedir, tıpkı kadınların da kozmetik ve moda dilini bu şekilde kullandıkları gibi. Bu “üst futbol dili”nin hangi gündelik dilden konuşulduğu önemli değildir. Çünkü bu “üst dil” daha çok jest, mimik ve bağrışmalarla konuşulur. Aslında konuşma sözü de yanlıştır. Çünkü aynı anda bağırılan ve karşı tarafın hiç dinlenilmediği bireysel “yakarışlar” veya “yüceltmeler söz konusudur. Bunu bir ayin olarak ifade etmek de mümkündür.

Ancak bütün bunların ötesinde, köyden şehre, az gelişmiş ülkeden gelişmişine, gecekondudan sosyal konuta vb. müthiş bir akışkanlığın içinde kaybedilen birincil dayanışma çerçevelerinin yerine ikame edilen sanal aidiyet ortamı olan taraftarlık, futbolun en cazip yanı olmaktadır. çoğu zaman “son dakika kimliği” olan bu aidiyet, tıpkı son anda çok düşük fiyatlara satılan paket turlar gibi çok ucuza, hatta bedava elde edildiği için çok tutulmaktadır. Açıkçası taraftar olabilmek için ödenecek bir bedel yoktur. Belli bir eğitimden geçmek, sınav vermek, şu veya bu sınıftan olmak, belli bir para ödemek gerekmez, hatta Türkiye’de tutulan takımın şehrine bir kere gitmiş olmak bile gerekmez. Ardahan’dan hiç çıkmamış biri, semtinin yerini haritada gösteremediği bir İstanbul takımı için, televizyon başına “ölmeye gidebilir”.

Futbol, devleti çok rahatlatır. İşsiz, umutsuz kitlelerin uslu durmasını sağlar. Döner bıçakları öteki takımın taraftarına yönelir. “Tehlikeli sınıfların” tehlikeleri kendi içlerinde erir. Ekonomiyi de geliştirir. Bir süsü ıvır zıvırın satışı yoluyla milli gelire katkıda bulunur. Sayfalarını doldurmakta zorlanan gazetelerin en aşağı 6 sayfasını bu işe ayırarak “içerik” sorununu çözmelerine yarar sağlar.

Ve nihayet futbol, bir sürü insanın kendini “yazar” olarak görmesine bundan beteri görülmesine olanak verir. Futboldan iyisi can sağlığı...

Mehmet Ali Kılıçbay

YGS Yayınları, İnsanca Spor Kitaplığı,  Futbolu Neden Sevmemeli, Sayfa 11, 12, 13

Yazar: Editor