2010-07-15 11:29:16
kritik

Hayvan Çiftliği

http://ul.gcg.me/files/2010-07/animal_farm.jpg

Geçenlerde bürodaki kitaplığımı yerleştirirken eskiden okumuş olduğum kitaplardan biriyle göz göze geldim. İlk sayfasını çevirdiğimde kitabın yazarı George Orwell’in ilk okuduğumda tebessüme neden olan aforizmasıyla tekrar gülümsedim : “ Bütün kitaplar eşittir, ama bazı kitaplar öbürlerinden daha eşittir ”.

Gözüme ilişen ve bana göre diğer kitaplardan daha eşit olan kitaplardan biri olan kitap İngiliz yazar George Orwell’in Hayvan Çiftliği isimli romanıydı. Romanda öz itibariyle bir çiftlikte yaşayan hayvanlar, kendilerini sömüren insanlara başkaldırıp çiftliğin yönetimini ele geçirirler. Amaçları daha eşitlikçi bir topluluk oluşturmaktır. Aralarında en akıllı olan domuzlar; kısa sürede önder bir takım oluştururlar ve ne yazık ki insanlardan daha baskıcı, daha acımasız bir diktatörlük kurarlar.
Romanın bir masal havasında yazıldığı 1945 yılından günümüze kadar kitap ile ilgili çeşitli yorumlar yapılmıştır. Kimileri komünizm eleştirisi olarak, kimileri komünizm’in nasıl kapitalizm’e dönüştüğünü kimileri ise otorite, idare ve gücü elinde tutanların idealizmden ve amaçlardan saptıkça neler olabileceğini anlatan bir kitap olduğunu belirtirler.

Romana dönecek olursak domuzların önderliğinde çiftlik ele geçirilir, çeşitli kurallar getirilir ve bir tabelaya yazılır. Bunlar; iki ayak üstünde yürüyen herkesi düşman bileceksin, dört ayak üstünde yürüyen ya da kanatları olan herkesi dost bileceksin, hiçbir hayvan giysi giymeyecek, hiçbir hayvan yatakta yatmayacak, hiçbir hayvan içki içmeyecek, hiçbir hayvan başka bir hayvanı öldürmeyecek ve en sonuncusu bütün hayvanlar eşittir ilkesi getirilmiştir.

İlerleyen zamanlarda gücü ve iktidarı elinde tutan domuzlar, gücü ve iktidarı kendi çıkarları doğrultusunda şekillendirmeye başlayıp, ilkeleri birer birer değiştirmeye başlamışlardır. Ele geçirdikleri çiftçinin evine yerleşerek yatakta yatmaya, kıyafet giymeye, içki içmeye, diğer hayvanlardan 1 saat geç kalmayı, insanlar ile görüşmeye, ticaret yapmaya başlarlar.

İlkeleri de birer birer değiştirirler; ilkeler dört ayak iyi iki ayak daha iyi, hiçbir hayvan aşırı içki içmeyecek, hiçbir hayvan başka bir hayvanı sebepsiz yere öldürmeyecek şeklinde değişime uğrar ve zamanla sadece tek bir ilke kalır : bütün hayvanlar eşittir.

İlerleyen zamanlarda domuzlar insanlar ile o derece iletişime geçerler ki, bir gün çiftlikteki aynı masada karşılıklı kağıt oynamaya, içki içmeye ve konuşmaya başlarlar. İnsanlardan biri söze girerek şöyle der; “sizler aşağı kesimlerden hayvanlarınızla uğraşmak zorundaysanız, bizler de bizim aşağı sınıflardan insanlarımızla uğraşmak zorundayız". O anda pencereden domuzlar ile insanları izleyen diğer hayvanlar bir an domuzlarla insanları aynı görürler, o günden sonra tabelaya yazılmış tek bir yazı kalır : “ Bütün hayvanlar eşittir, ama bazı hayvanlar öbürlerinden daha eşittir”.

Şimdi bu romanı ve hikayesini size niye anlattım? Yukarıda anlatılan yani insanların veya hayvanların kim olursa, gücü ve iktidarı ele geçirince önceden eleştirdikleri, yerdikleri kişi ve kavramlara nasıl dönüştüklerini ve benliklerini kaybettiklerini görüyoruz. Romanda yaşananlar önceden, şu anda veya daha sonra Türkiye’de yaşananlara veya yaşanacaklara benzemiyor mu?

AKP’si, CHP’si, MHP’si veya hangi parti olursa olsun iktidara geldiğinde kendi zenginlerini, kendi medyalarını, kendi yandaşlarını yaratmıyorlar mı? Gücü, iktidarı ve refahı toplumun her katmanına yaymak yerine kendi zümrelerine hizmet etmiyorlar mı? Aslında tüm toplumun istediği ve özlem duyduğu tek bir ilke var o da “ bütün insanlar eşittir” ama katlanamadığımız veya katlanamayacağımız tek ilke ise “Bütün İnsanlar Eşittir, Ama Bazı İnsanlar Diğerlerinden Daha Eşittir”.

Erkin A. DOYGUN

Yazar: Editor