2014-12-08 14:22:27
kurabiye canavarı

Kurabiye Canavarı’nın Kütüphane Macerasından AKP Stratejik Derinliğine

Kurabiye Canavarı’nı bilmeyen yoktur sanırım, bir zamanların Susam Sokağı’nın efsane karakteri.

Her yeri kurabiyeden ibaret zanneden Kurabiye Canavarı bir gün kütüphaneye girer, böyle bir mekânla ilk kez karşılaşıyordur. Fena halde şaşırır: Ooovv, şu kitaplara bak, der, bu kadar kitabı bir arada hiç görmemiştim.

Kütüphane görevlisi onu susturur, şşşitt diye, bir sükûnete davet eder. Kurabiye Canavarı durumun hassasiyetini, kendine özgü kuralları içeren bir yerde olduğunu fark eder gibi olur, tamam, anladım der, bence hiçbir şeyi anlamadan. Kütüphane görevlisi kitapları tasnif işine devam eder. Mekânda dolanmaya başlayan Kurabiye Canavarı biraderimiz raflara, kitaplara bakar, aslında hayalini kurduğu o kurabiyeleri fıldır gözlerle aranırken çöp kutusunu göremez ve onu gürültülü bir biçimde devirir. Lütfen, sessiz diye onu kibarca tekrar uyarır kütüphane görevlisi. Ben çöp sepetini göremedim, affedersin, der Kurabiye Canavarı. Tamam, diye onu anlayışla karşılar kütüphaneci amca. Rahat durmayacağını anladığımız Kurabiye Canavarı kifayetsiz bir meraka sahiptir ve sorar, bayım, der siz bu kadar kitapla burada ne yapıyorsunuz, bana söyler misiniz?

Ooo, burası bir kütüphane, evet, insanlar buraya okumak istedikleri kitapları ödünç almak için gelirler, der adam. Kurabiye Canavarı, şaşkınlık ünlemleriyle ooovv bu müthiş, kütüphane demek, oovvv, der. Bilgilendirmekten mutlu olan kütüphane görevlisi evet, diye yanıtlar. Bu harika, çünkü kitap okuma fırsatım hiç olmuyordu, der Kurabiye Canavarı. Eline bakir bir okur adayı geçtiğini düşünen ve başına gelecekleri henüz bilemeyen zavallı kütüphane görevlisi, bu çok iyi, şimdi sizin için ne yapabilirim, diye sorar.

Çevresini meraklı ve aç gözlerle sürekli inceleyen Kurabiye Canavarı, iştahla yutkunarak ve ağzını şapırdatarak; istediğim… bana küçük kırmızı bisikletler hakkında bir kitap verin, der. Görevşinas kütüphane görevlisi, tamam, diye karşılar ve kitaplığa yönelir. Kurabiye Canavarı, ve bir kutu kurabiye lütfen, diye bitirir talebini, etrafına bakar, muhtemelen o kurabiyelerin nerede olduğunu görmeye çalışıyordur. Anlamadınız sanırım, der kütüphane görevlisi, henüz sakindir, gördüğünüz gibi burası bir kütüphane, sadece kitaplar, sadece kitap, kurabiye yok. Önce şaşırır Kurabiye Canavarı, burada nasıl kurabiye olmaz gibi bakar bize, sonra durumu yeniden analiz eder stratejik bir şekilde, derinden, oovv der, tamam tamam, anladım, o zaman bana tekerlemeler hakkında bir kitap verin. Yine mutlu olur saftirik kütüphane görevlisi iki m’li bir tamam, der kitaplığa yönelir. Kurabiye Canavarı, ve bir kutu kurabiye lütfen, diye bitirir bu talebini, yine etrafına bakınır, muhtemelen burada kurabiye olmadığını hakikaten idrak edememiştir. Tam bu sırada tane tane konuşur kütüphane görevlisi, derdini anlatmak için böyle konuşması gerektiğini düşünür, burada kurabiye yok, bizde sadece kitap var, kurabiye yok, tamam, der yine. Bu kez “tamam” tek m’lidir ve anladın mı vurgusu içerir. Kurabiye Canavarı başını elleri arasına alır, sonra başını dört beş kez evet diyerek sallar. O zaman ben, resimli kitap alayım, der. Kütüphane görevlisi onun dediğini onaylar gibi, resimli kitap, der. Tamam, deyip kitabı getirmeye giderken ve bir kutu kurabiye, diye tekrarlar kafasının içinden bir türlü atamadığı niyetin talebini. Aahhh, diye ünler ve inler kütüphane görevlisi. Ağlamaklı olur, size kaç defa söyleyeceğim, bizde kurabiye yok, der, yok’un o’larını uzatarak. Sadece kitap, sadece kitap diye tekrar eder, bir tahammül sınırına geldiğini vurgulayarak. Muhatabının iyice çileden çıktığını gören ama asıl maksadını da bir türlü anlatamamış olan ve oradan da kurabiyesini almadan çıkmaya hiç de niyetli olmayan Kurabiye Canavarı kütüphane görevlisini sakinleştirmeye çalışır. Tamam, tamam, anladım der. Kütüphane görevlisi kurabiye yok diye saç baş olurken onu teskin eder Kurabiye Canavarı, tamam, kendinizi üzmeyin, der. Sanırım kütüphane görevlisinin bir ihmal sonucu ellerinde kurabiye bulunmadığı için kahrolduğunu ve kendisine yani Kurabiye Canavarı’na bu manada bir hizmet veremediği için kendini paraladığını düşünür; tamam, heyecanlanmayın, der, kütüphane görevlisi öfkeden nefes nefeseyken. Benim acelem yok, sadece bir kutu kurabiye diye ısrar eder, belki aslında vardır da kütüphane görevlisinin bundan haberi yoktur umuduyla. Kim bilir? Evet, sadece kitaptan vazgeçmiştir. Aahhhh diye yine inler kütüphane görevlisi, bu kez acı doludur, çaresizdir, efkârlıdır, bitiktir. Bağırır, bizde kurabiye yok, kurabiye yok, sadece kitap, bu kadar, bu kadar… Cinnet geçiriyor gibidir. Durumdan etkilenmiş görünen Kurabiye Canavarı bu esnada neredeyse masanın altına girecektir. Kütüphane görevlisi gürleyerek bağırıyordur, kurabiye yok, sadece kitap, sadece kitap… Yine nefes nefese kalır, muhtemelen bayılacaktır. Sizi tamamıyla anlıyorum, der Kurabiye Canavarı, adamcağızı sakinleştirir. Evet.

Nihayet anladım, şimdi anladım der Kurabiye Canavarı, tamam, tamam, diye devam eder, yine konuşmak için de boğazını temizler, ıhım hım filan eder. Sonunda, diye fısıldar kütüphane görevlisi, yine aynı sesle sorar, şimdi ne istiyorsun, diye. Bu sefer Kurabiye Canavarı tane tane konuşur, benim istediğim kitap, kurabiyeler hakkında. Güzel, der kütüphane görevlisi, bizde o var, kurabiyeler hakkında bir kitap, güzel.

Ve bir bardak süt lütfen diye geliştirir talebini.

Kütüphane görevlisi bayılır kalır. Tepetaklak ve hatta ambale olur.

Ama Kurabiye Canavarı duracak gibi değildir bu idraksizlik meselesinde, sonra kurabiye kitabı ve meyve suyu, diye sorar bayılmış vatandaşa. Ses gelmez. Biraz havucunuz var mı, der, kızarmış patates, ketçap da olabilir…

Öyle…

Orada kurabiye yok Kurabiye Canavarı.

Bak, bunu anla. 

Yazar: Editor