Neden-Sonuç ilişkisi
Kuşkulanıyorum bazen Fatin Murat beni tahrik etmek için böyle yazıyor diye.
Hiçbir olay neden sonuç ilişkisi olmaksızın gelişemez. Bu durum bırakın futbolun hayatımızın temel olay örgüsünü oluşturur. Olmazsa olmazdır.

- Diyor ki “Castro Vuruşu”… Bana da romantik geliyor bu. Biraz da fantastik... Holivut filmlerinin alayı böyledir, Rocky filan. Hoşuma da gider bazen böyle filmler izlemek. Lakin hayat böyle değildir, Fatin de biliyor öyle olmadığını. Ama sahaya çıkan futbolcuları gladyatör zannedip işi iki kılıç darbesiyle halletmelerini umuyor, istiyor, bekliyor. Ve yine takıma ufaktan giydiriyor, ve hala eleştirdiğimiz “seyirci” tipini o ısrarla “taraftar” zannediyor.
Statlar, futbol sahaları şeklen arenaları hatırlatır. Söz konusu “seyir” ise iki durum vardır zaten: ya stat-arena bakışı ya da tiyatro-sinema bakışı (bunlardan birini tercih edelim demiyorum). Birincisi geniş bir olanda olup biteni görmek içindir. Olması gereken de odur. Diğeri daha dar bir mekâna ihtiyaç duyar. Birincisinde seyirci çığlık figan olaya da müdahale eder ve süreci etkiler. İkincisi, oyunun kurgusu izin verirse ancak gelişmeye etki eder. Birincisi sahadakini köleleştirirken ikincisi sahnedekini tanrılaştırır. Aşağı yukarı durum böyledir. Arenadan stadyumlara geçişin sancıları hala tribünlerde duruyor.
Bizim isyan ettiğimiz de budur. Futbolcuyu, sonu ölüm olan süreçte savaşan bir gladyatör gibi görüp her türlü hakarete ve en zalim eleştirilere de layık görmek en azından benim futbola bakışımda yok. Ne tanrı ne köle, bir işin hem de zor bir işin başındaki insan…
Ama arena tipi seyirci kalkıyor, gladyatör futbolcuya sayıştırıyor; eh, nasıl olsa o köle gladyatör birazdan ölecek ya, o noktada haysiyete de gerek yoktur… Ruhunun en ezik yanını tatmin ediyor, sonra olasılıkla çocuğuna bile laf geçiremediği evine gidiyor, oturuyor, dizileri izliyor. Ne bileyim Ezel’deki laflara bayılıyor, dışından Behlül’e lanet okuyor, içinden Behlül olmak istiyor. Neyse, beni aşan sosyolojik vakalar bunlar. Durumu uzmanları tartışsın artık. Ama ben tüm tribünlerde görülebilen o “çakma seyirci” tipini eleştiriyorum yoksa en derin acıları sessiz sedasız yaşayan gerçek taraftara laf etmek haddime düşmez.
Sonuçta, evet Fatin, puan kayıplarımızda hakemlerin büyük hataları olmuştur. Bunu dile getirmek mazeret üretmek değildir. Örneğin Buca maçının ilk dakikalarındaki penaltı çalınsaydı şimdi başka şeyler konuşuyor oluyorduk. Evet, o seyircinin bu Adanaspor’a hiçbir katkısı yoktur. Dolayısıyla bu takımı eleştirmeye de hakları yoktur. Tribünün maç çevirdiğini biliyoruz, var mı böyle bir örneğimiz bu sezon? Bu Adanaspor tarihinin en inanmış, en mücadeleci, en genç ve tüm bu olgular içinde en iddialı Adanaspor’larından biridir, başta gelenlerindendir hatta.
Futbol, 90 dakikalık bir olay örgüsünde tüm haftayı hatta tüm sezonu da içerecek bir şekilde neden sonuç ilişkilerini geliştirir. Hiçbir şey biz böyle istiyoruz diye gelişmez veya değişmez. Hesaba katmamız gereken o kadar çok etken vardır ki, en azından karşında senin gibi düşünme ihtimali yüksek olan bir takım vardır ve onlar da on bir kişidir, kazanmak istiyordur. Tamam, “Castro Vuruşu” yapacağız yapacağız da tam o esnada ya hakem sarılıyor elimize kolumuza, tempomuzu düşürüyor ya da bizdendir zannettiğimiz kişiler, gardı ha düştü ha düşecek rakibe çalışıyor.

Hiçbir kabilenin, değil yabancılara, birbirlerine bile yurtlarını satmaya hakkı yoktur.




























