2010-11-09 17:12:04
memleket meseleleri üzerine

Dinleme, İzleme, Sansür ve Muktedir Olan… 

Devlet baba dinler. İşgüzar annelerin özellikle kız çocuklarının günlüklerini takip ederek o ‘yerel’ matbuattan alınan malumatla veya kapılara yapışarak kızcağızların hayatlarına bihaber kalmamak için ve gerektiğinde meşru anaçlıkla olumsuz gelişebilecek sürece müdahale etme hakkını da kullanabilmek için işte öyle bir tür izleme, dinleme yöntemi geliştirmeleri gibi masumca mı takip edip dinler? Bilmem ki! Hatta sanmam ki! Az kovalanmamıştır ceplerdeki tütün kırıntılarıyla, giysilere sinmiş sigara dumanıyla gençler, ailelerince.

Eve hafif alkollü veya belli bir oranda alkollü dönen kocalar da karıları tarafından izlenip yakalanma kaygısıyla o iki tek rakının keyfini bin bir eziyetle geçirmiştir muhakkak. E, ne kalır elde? Gider meyhane sefası, gelir kontrol cefası. Barmen Yusuf bunun için, bu tarz tacize maruz kalan beyler için yani, bazı bildik yöntemler uygulardı. Karanfili eksik etmezdi. Kalkmaya yakın son on dakika servisi keserdi. Bir çay kaşığı naneli diş macunu limon suyuna nüfuz ettirp içirirdi. Kusamasan ne ala! Barmen Yusuf ters adam; olmadı, gelmeyin oğlum, derdi, içmeyin madem bu kadar korkuyorsunuz avratlarınızdan. Ama Tarsus küçük yer, Barmen Yusuf’un önlemleri belli bir düzeyde işe yarasa da gönüllü hafiyeler eve haber uçurmakta geç kalmazdı. “Senin bey rayları geçerken pek sallanıyordu, vallahi bir gün trenin altında kalacak diye korkuyorum komşu.” Evet, o muhbirliği bir koruma kollama gerekçesiyle ve bir tür kanun maddesiyle de sağlama aldılar mı tamamdır.

Hatırlıyorum da rahmetli amcam nişanlıları portakal bahçesinde asla baş başa bırakmazdı. Örneğin büyük kuzen Neriman Abla ile müstakbel eniştem şöyle küçük bir bahçe gezintisi yapacaklar. Mümkündür. Lakin amcamın olaya tam zamanında müdahale etmemesi ihtimaller dâhilinde değildir (burada üç nokta: )). Adamcağızın erken bir düğün yapacak maddi mecali yoktur çünkü. Portakallar henüz gelmemiştir; kayısılar, yenidünyalar, erikler gitmiştir, tere, maydanoz, turp para etmemiştir; borç harç orada öylece duruyordur, yani bu takibatta onun pek makul sebepleri vardır.

 

Devlet baba dinler demiştik, ama devlet ana da yapar imiş bunu. Döneminin koşullarında en alasından hem de… Zaten sansür vardır elinde, ya! Ama zannetmeyin ki bir aile şefkatiyle…

Bakın Servet-İ Fünûn yazarlarından Hüseyin Cahit Yalçın ne demiş vaktiyle bu çerçevede: “Bu sansür yalnızca siyasal şeylere değil en ufak, en sıradan ayrıntılara varıncaya değin her şeye karışır, her yazıda, ne olursa olsun ‘Yüce Dileğe’ aykırı bir nokta bulur ve onu ya büsbütün çizerdi, ya da başka bir biçime sokardı.” (Hüseyin Cahit Yalçın-Edebiyat Hatıraları)

 

Tabi, şimdilerin imkânları yok o vakitler. Bu konuda yeni Abdülhamitçiler pek şanslı. En gizlisinden kameralar, çok uzaktan dinleme becerisine sahip fena gelişmiş teknolojiler… Aman Allah!’ım… (Ama belki bu tür gelişmiş takibat, ahlaken bir nebze de olsa faydalı olmuştur. Kanına muhbirlik sinmiş zevata ihtiyaç kalmamış, belki de onlar bu manada kendilerini ister istemez bir ıslah yoluna gitmiştir veya toplumda böyle bir müessese tarih olmuştur. Bilmem ki! Züğürt tesellisi böyle bir şey olsa gerek.)

Muktedir olan dinler, menfaat meselesi…

Örneğin dershanelerde o korkunç insanlar, dershane patronları öğretmenini dinler. Ulan, öğretmene verdiğim para boşa mı gidiyor acep, kaygısıyla dinler. Öğretmen de (hem bir tür gösteri için hem de bu dinlemeye bir gönderme yaparak) dersini en yüksek perdede anlatır. Koridorlarda dersler adeta bir muharebeye girişir. Derse girmeden ders dinlemek mümkün olur. Yine örneğin, orada sekreterlik yapan bir kız bu sürecin neticesinde (muhakkak ki iyi bir kulağa sahipti) bir fakülteyi kazanmıştı: )) Vallah, atmıyorum… Dinle(n)menin dolaylı bir faydası… Buyurun bakalım…

 

Biz meselemize dönelim.

Ama canım; dinlenmek, izlenmek güzel bir şey gibi de geliyor bana buradan bakınca. Bir kere adam yerine konuyorsun! Buna ne diyeceksiniz? Devlet anadır ve de babadır. Haddizatında vatandaşının da hizmetkârıdır. Yani devlet nezdinde vatandaşın bir kıymeti vardır. Korunur, kollanır, işlenir, fişlenir, izlenir canım kontrol de edilir!

Şimdi bunların ağababalarının devrine gidelim. Bir alıntıyla…  

Cevdet Kudret’in bir kitabından: Abdülhamit Devrinde Sansür’den…

“Türkiye’de basın üzerinde baskı ve sansür denince akla hemen Abdülhamit devri gelir. Oysa sansür ve benzeri baskılar daha önceki devirde başlamış; Abdülhamit o konuda epey zengin bir birikime mirasçı olmuş, geçmişteki denemeleri göz önünde bulundurarak sistem üzerinde her yıl biraz daha oynamış, onu bir kuyumcu gibi işlemiş, ‘geliştirmiş’; kanun ve tüzüklerdeki bütün boşlukları doldurmuş, açık kapıları tıkamış; kurduğu düzeni tam 33 yıl hiç aksatmadan uygulamıştır.”

Vay anam, 33 yıl! Burada şimdilik etti 8 yıl! Yani bir 25 yılı daha var mahdumların… Müebbet yemiş gibi olduk bre!

 

Devam edelim alıntıya:

(Fransa’da III. Napoléon zamanında hazırlanan (1852) basın kanunundan çevrilen nizamnameye göre…) Ayrıca saltanat, padişah, hanedan hakkında uygunsuz sözler ve deyimler kullanan, hükümet aleyhinde taarruzda bulunan (m.15), nazırlara dokunacak söz yazan (m.16), devletin dostu ve müttefiki olan hükümdarlara dokunur söz ve deyimler kullanan (m.17), yabancı devletlerin Türkiye’de oturan elçilerini, temsilcilerini, memurlarını vb kötüleyen (m.21) gazeteler, hükümetçe bir ay süre ile kapatılır (m.27). İki yıl içinde mahkemece 3 kez aleyhte hüküm giyen gazete ve süreli yayınlar hükümetçe geçici ya da kesin olarak kapatılır (m.29).”

Efendim, durum iktidarlar tarafında ezelden beri böyle!

 Gelelim sebep-i ziyaretimize.

Şöyle bir haber var:

“BlackBerry, ‘push’ (itme) teknolojisini kullanarak, e-posta mesajlarının kullanıcının hiçbir şey yapmasına gerek kalmadan otomatik olarak cihazda görünmesini sağlıyor. Bu yöntem sıkıştırılmış GPRS kullandığından, düşük maliyetle tüm e-posta’lara anlık olarak ulaşılmasını sağlıyor. Aynen bilgisayarda olduğu gibi sistem açık olduğunda kullanıcı tüm e-posta’larına ulaşabiliyor…BlackBerry cihazlar üzerinden gönderilen e-posta’ların karşı taraf yerine öncelikle RIM’in Kanada ve İngiltere’deki mesaj merkezlerine gitmesi, gizlilik ve bilgi güvenliğiyle ilgili soru işaretlerini beraberinde getiriyor…Ulusal güvenlik gerekçesiyle iş dünyasının en popüler cep telefonlarından BlackBerry’lere Suudi Arabistan, Hindistan, Kuveyt ve Birleşik Arap Emirlikleri de erişim yasağı getirmeyi planlıyor. Bu ülkeler ve son olarak Türkiye mesajların yurtdışında takip ediliyor olmasından rahatsız…BTK Başkanı Tayfun Acarer de bu gelişmeler üzerine, BlackBerry’nin de (RIM) Türkiye’de yasalara göre iş yapacağını bu yüzden en kısa sürede ilgili kodları BTK’ya teslim etmesi gerektiğini söylüyor. Acarer, böylesine bir gelişme olmazsa BTK olarak yürütme organı olduklarını ve yasayı uygulayacaklarını belirtiyor...” 

Böyledir bu iş; ne demiştik az önce, muktedir olan dinler, izler, kontrolü altında tutar, sarar sarmalar… Yaa…

Benim BlackBerry ile işim filan olmaz, gizlim saklım da yok, isteyen istediğinin röntgenini çeksin, derim; derim de mesele o değil. Ve de hazin olan biz izleme, dinleme, yoklama muktedirinin bir başka muktedir karşısındaki aczidir. Bu ne can sıkıcı bir şeydir. Gün gelir, o teknoloji sizin yasalarınızı, yasaklarınızı, sansürlerinizi de öper geçer. Siz de oralarda bir mevkiden, birkaç nizamnameden ibaret; vatandaşınızı dinlemenin, izlemenin, sansürlemenin çelişkisiyle kalırsınız…

Evet; amcam, Neriman Ablayı da yeterince ve hakkıyla takip edip sansürleyemedi. Galiba evlendiğinde üç aylık hamileydi Neriman Abla. Amcam, çocuk altı aylık(!) ve pek sıhhatli doğunca mevzuya uyanır gibi oldu, ama ‘yiğitlik meselesi’ ya, vakayı görmezden geldi.

 

Yazıyı bitireceğim, bitireceğim de, birden aklıma geldi; Metin Üstündağ’ın çok güzel bir karikatürü vardı. Adam ve kız bankta oturuyorlardır. Kıza ayar veriyordur. Bak diyor, sen çok safsın; seni kandırırlar, ş’aparlar! Ama sen de ş’apıyorsun, der kız. Ama güzelim, ben sevdiğimden yapıyorum, der bizimki. Sevdiğinden… Sevgi ne güzel bir şeydir!

Yazar: Editor