Güneşi Uyandırmak

Kaybetmenin de bir keyfi vardır, tıpkı hüznün olduğu gibi. Kederli yudumlardan alınan tat gibi, ya da acıdan zevk aldığımız o ender anlardaki gibi... Çünkü bu da bir rengidir hayatın. Sevmesek de beğenmesek de yüzleri buruştursa da hafiften, ona da yer vardır bu diyarlarda. Hem kazanmanın üvey kardeşi değil midir "kaybetmek"?
Ama kaybetmenin bu derece tatsızı da çok az olur.
Ne ağızda tat kalır, ne ufak bir tebessüm.
Ne kadar bakmaya çalışsak da bulamayız en ufak bir güzellik, en ufak bir hayır.
Kurudur, kupkuru.
Güzel günlere olan özlemi arttırmaktan başka bir şeye de yaramaz.
Ama bu da ulaşılacak güzel günlerin değerini arttırmaz mı? Şu yaşananların sıkıntısı, zaferlere olan inancı, o an hissedilecek coşkuyu arttırmaz mı? Bugünlere inat daha fazla sevinmez miyiz hayallerde?
Galiba, evet...
Hem Nietzsche o meşhur sözünde dememiş mi “beni öldürmeyen şey, güçlendirir” diye.
Her güzel şeyde moral bozacak, hayatı kendimize zehir edecek bir şeyler bulabiliyor olsak da, şu tatsız, tuzsuz, zerre kadar zevki olmayan "an"lardan da yine bir yol bulduk galiba. Çıkmaz sokaklardan “güneş”e uzanan!
Ve “hayat” sert bir şekilde savurdukça sillesini,
Biz hayallerimizi “büyüteceğiz”.
Doğmamış hayallerin güneşi olcağız!
Mehmet Uysal

Hiçbir kabilenin, değil yabancılara, birbirlerine bile yurtlarını satmaya hakkı yoktur.




























