Kasımpaşa’ya Nasıl Yenilmiştik

Sakat bir kadro kurulmuştu malum hoca tarafından. Bu ligi zirvede götürecek bir kadro oluşamamıştı, birinci “bahanemiz” buydu. Olanın içinde bile o maçı sürükleyebilecek bir 11 çıkmamıştı sahaya. Örneğin hoca, maçta Mbilla, Kbong ve Emrahsız bir kadroyu tercih etmişti, sebep neyse. En etkili olabilecek bu üçlüden yoksun oynamak orta sahadaki gücümüzü yok etmiş, takımı ileriye taşıyacak bir organizasyonu da imkânsız kılmıştı. Dolayısıyla maçı, neredeyse, ikinci yarının başında (Fevzi’nin ayağından) kaçırdığımız tek pozisyonla kapatmıştık. Son iki yılın en aciz ve en kişiliksiz futbolunu oynamıştık. Tabii ki bu, yukarıda saydıklarımızın bir sonucu olarak ortaya çıkmıştı. Sol kanatta bir Sertan’ı (şimdiki yaşı itibariyle söylüyorum bunu, futbolculuğu ayrıdır) durduramamıştık. Öyle dağınık bir haldeydik ki oyunu bir kördöğüşüne bile dökememiştik. Bir de hakemin gerçekten kötü yönetimi eklenince bunlara, 1 puan bile hayale dönüşmüştü. Kaç kart çıkmıştı peş peşe, sayamamıştık bile. Bir maçta o kadar sarı kart görmek de ayrı bir meseledir ya biz her ne kadar topu hakeme atsak da… Maçın bitiminde de hocanın şampiyonluk iddialarının hangi temele dayandığını anlayamamış, daha ilk maçta büyük bir karamsarlığa kapılmıştık. Zaman, bu karamsarlığı 17 maç sonunda somutlaştırmıştır.
Yani mağlubiyeti hak ederek kaybetmiştik. Peki, durum şimdi farklı mı? Bence farklı. Üstelik lehimize bir fark bu, yine bence. Rakibin liderliği de önemli değil burada. Yeni transferler ve oluştuğunu düşündüğüm veya umduğum o buhran sonrası daha inançlı, hırslı yeni hava, iddiamın dayanaklarıdır. Sonra izlediğim kadarıyla, taraftarın “bir garip süreç”ten sonra özel ilgisi itici bir güç oluşturacaktır. Gerçi bana (bize) galibiyet inancı ve devamı için Adanaspor’un kendisi bile yeter ya, o forma…

Hiçbir kabilenin, değil yabancılara, birbirlerine bile yurtlarını satmaya hakkı yoktur.




























