2015-02-09 17:24:49
neopatronaj 1

Merdivane’deki Derin Boşluk

1. Bölüm 

Geçenlerde Halil İnalcık’ın “Şair ve Patron” adlı kitabını okudum ve üniversite eğitimimin özellikle Divan Edebiyatı Tarihi manasında ne kadar sığ geçmiş olduğunu yine gördüm. Oysa Divan’ın gayri resmi tarihi ne kadar da eğlenceliymiş bre. Tabi ki bu yazıyı Şair ve Patron üzerine kuracağım. Sanırım yanı başımızdaki birçok ‘İbiş Sanatçıyı’ tarihi bir perspektifte daha iyi idrak etmiş olacağız, yani ilk değil bunlar. Şahsen benim için faydalı bir okuma oldu. Çiko da Meksika tarihinde edebî patronaj üzerine bir araştırmaya girişti hemencecik. Asil soyumda şairler de vardı, acaba onlar da hakikatte sarayın gölgesine pinekleyen birer payaso filan mıydı, diye kaygılanmadı değil, karamba karambita, dedi odasına giderken. Ecdadından hatırladığı şu dizeler canını sıkmış olabilir:

Adım adım yaklaşıyoruz hedefimize/Çok uzak değil,  yakında bakacağız keyfimize…

Sızlamasa da vicdanım ne var bunda şikâyet edecek/Nasıl olsa yakında midem bayram edecek… (Zagor, Klasik Maceralar Dizisi 71)

Neyse, Çiko başının çaresine bakıp yüzleşsin ecdadıyla. Biz muhteremlerin ecdadına bakalım şimdi. Öncelikle şunu belirtelim; “Osmanlı Devleti, Osman Gazi’ye yoldaşlık, nökerlik yapanlarla ortaya çıkmıştır. Devlet, Osman’ın devleti; yani Osmanlı Devleti idi.” Bunu bir bilelim. Patron-kul ilişkisinin Osmanlı Devletinin temel yapı ve menşeinde görüldüğü de unutulmamalı. O patron, yani padişah sosyal onur, statü ve mertebeleri belirleyendir; şerefli ve zengin olma bir lütuf işidir. Bu ifadeyi, Osman’a ne kadar bağlıysan o kadar Osmanlısın ve işin de aynı oranda rast gider, diye sıkıştırabiliriz galiba. Tabi bu kültür patronajı da “devşirme” bir iştir; özellikle Timur Sarayından devşirme, ki meselenin tarihsel ucu Floransa ve Medicilere kadar gider olur.

Zaten Latifi de şu devşirme işini şu beyitle toparlayıvermiş:

“Acem’in her biri kim Rum’a gelir/Ya vezaret ya sancak uma gelir” diye…

Sanırım bir Yavuz Bingöl familyasının ve özellikle sinema dehası Sinan Çetin’in ve bin kağnı dolusu muhteremin bu manadaki ecdadını ta oralarda aramalı. Bakınız, TV’lerin Taş Fırın Erkeğinin bile hamurunu şöyle bir yoğurup elden geçirdiler, ki o da hemen bir patronaj pozisyonu alıverdi.

Devam Edecek

Yazar: Editor