2015-02-10 20:08:41
neopatronaj 2

Patronun Takdiri

2. Bölüm

Biz lafımıza bakalım. Şimdi efendim tabi Batıda burjuva, ta Rönesansla o patrimonyal devletin yerini almaya başlarken, bize bu patronajı dibine kadar yaşamak düşüyor 2015 Şubatında. Tabi o devlet daha da güçlenirken sanatçı da bu güçlenme esnasında hanedan devlete daha çok bağlanıyor.  Yukarıda da yazıldığı gibi sultan’uş şuara padişahın takdirine mecburdur; yükselmeye hevesli veya güce meyilli ya da sıfırı tüketme sürecine girmiş belki bu süreci yaşamaktan korkmuş, korkar olmuş kimi 2015 sanatçısının cumhurun en seçilmiş reisine ve örgütlenmesine biat etme pozisyonu almış olması gibi…

Elbette biat pozisyonunda kalmanın da şartları vardır; özellikle muktedire bağlı olunacak, din kurallarına sadık kalınacak. “İçki içen, Batınî Tasavvufî görüşlere sahip, namaz oruç gibi din kurallarına pek önem vermeyen sanatçı patronu zor duruma düşürür ve patron da onu huzurundan uzaklaştırır, maaşını keser, sürer, haps veya katlini emreder. Bu hal, birçok şairin başına gelmiştir. Padişah sarayındaki ‘mahbûb’lara bile göz dikme cüretini göstermiş olan usta şair Veluyiddin oğlu Ahmet Paşa misali burada anılabilir. Onun kendini affettirmek için padişaha sunduğu ünlü Kerem redifli kasidesi Fatih’in yüreğini yumuşatmıştır.

Günümüz patronajı için çark etmeler, muhaliflere, sosyalistlere bir iki laf sokmalar yeterli olabiliyor (geçen sayıdaki yazıda da görüldüğü gibi). Örneğin Taş Fırın Erkeğinin "Ben dâhil bütün sanat camiası 'hapse atılırız' diye Erdoğan'dan korkuyor." cümlesinin yine kendi tarafından “Benimki sadece bir bakış, eleştiri değil. Artı tarafına da bakıyorum, eksi tarafına da bakıyorum. Sonuçta bu insan benim Cumhurbaşkanım. Değerlendirebilirim. Seyrettiğim zaman, boş, böyle hani şeyleri alınmış gibi seyretmiyorum.  Vücut diline bakıyorum, yürüyüşüne, tavrına tarzına, seçtiği kelimelere. Nasıl bu kadar etkili! Müthiş bir hatip. İnanılmaz bir karizması var. Kitleleri peşinden sürükleme gücü var. Bunlar çok önemli şeyler." diye bir tamirattan ve tadilattan geçirilmesi de yeterli olabiliyor. Herkes kendini affettirmek için Kerem redifli bir kaside yazacak değil ya. Bunun yerine bir TV programında veya bir gazetede münasip birkaç cümle de yetebilir.

Vaktiyle de Didişir imiş ol Yaltakçılar

“ilmiyede yüksek düzeydeki mollaların aile fertleri ile danişmentleri için yaptığı iltimasa karşı aşağı derecedeki grupların tepkisi, zamanla geniş ölçülere varmıştır. “

Anlaşılan o ki sebeplenen takımı da kendi içinde tam bir uyum ve his birliği içinde yaşamıyordu.

“Bürokraside usta-çırak ilişkisinde de egemen olan patronajdır. Askeri-idari sistemde tayin ve terfiler ancak patrona en yakın amirin arzı ve tavsiyesiyle mümkündür. Sanatçı da buna dâhildi. Kıyasıya bir rekabet, haset, entrika ve yaltakçılık egemendi ve toplumun ahlakını veya ahlaksızlığını oluşturuyordu. Osmanlı vakayinameleri ve şu’ara tezkireleri bu acımasız rekabet ve çekişmelerin hikâyeleriyle doludur.”

Tabi patrona ulaşmak çoğu zaman ne mümkün! Bu sebeptendir ki arada intisap edilecek nüfuslu kişiler yer alır. Evet, yaltaklanmanın da bir hiyerarşisi vardır. Bu yaltaklanmanın sanattaki en kurumsal karşılığı kaside sunmak olarak edebiyatta ve tarihte öylece durur. “Kasideler, öbür dünyada Tanrı’nın rızasını, Peygamberin şefaatini; bu dünyada da patrimonyal siyasi güç sahiplerinin himaye ve inayetini kazanmak için yazılırdı.”

Devam Edecek

Yazar: Editor