2015-02-11 16:50:10
neopatronaj 3

Cep Harçlığı Niyetine

3. Bölüm

Ama bakınız, o dönemin patronu, iyi kaside ile kötü kasideyi birbirinden ayıracak kadar bilgi, kültür ve beceriye sahiptir. Çoğu şairdir, Divanlar yazmıştır. Anlaşılan, musahipler okudukları kitapları anlatmakla patronda bir edebi, sanatsal vs birikim oluşturma yoluna gitmiyorlardı, şimdiki gibi filan, patronunu kendisi direkt okuyor ve hatta yazıyordu işte. Zira Âşık Paşa’ya göre bir eserin değerini patronun değeri belirler. Zira “Mehdin kadri, Memduh sebebiyledir.” diye de bir not düşülmüş. Eski patronların hiç de cahil olmadığını hatırlatıyor üstat. Öyle!

Dönemin şairlerine bağışlar devlet hazinesinden. Her türlü kişisel masrafı karşılaması için padişaha verilen para 1567-1568 mali yılında, 31 milyon 466.314 akça olarak kayda geçmiş bre. Bu paracıklardan pay almak ve gözde kalabilmek için daha mükemmeli, en mükemmeli ortaya koymak şarttır. Zira gözden düşmenin sonu sadece parasız kalmak değildir. Siham-ı Kaza’nın Nef’i’sinin sonu edebiyat tarihinde hazin bir hatıra olarak durur.

Yani dostlar yaşadığımız şu zavallı zaman diliminin bir genetik kökeni var, yoktan var olmadı onca eski manken, yorgun türkücü, bitkin şarkıcı, selüloitli tenisçi, yapamayan mizahçı çizemeyen karikatürcü, gidemeyen yolcu, alnı secdeli futbolcu, yaltaklanan sanatçı bilmem ne…

Ama büyük Fuzuli’nin Şikâyetname’si de patrona el açan her şairin hayat trajedisinin bir özetidir. Patronla, ruh zengini fakirlerin karşılaşması Meksika’da da acıklı olmuştur diyerek döndü Çiko; dilenmek zorunda kalan şairin biçare vaziyeti, I. Maximillian Sarayının tozlu avlularında ecdadımın bir tenezzül imtihanı olmuştur. Hayır, bizimkiler o zaman Osmanlıca filan konuşmuyordu, birkaç kelime efkârıma denk geldi. Kendi tarihimde de bunlar vardı, diyerek mevcut durumu paklamaya çalışmıyorum, dedi Çiko, hüzünlüyüm sadece.

Evet, o Şikâyetname, patronajın gerçek yüzünü, o dönemdeki şair psikolojisini (şimdiki dönemdeki sanatçının ruhsal vs şeysinin tarihi izdüşümünü) en gerçekçi bir biçimde yansıtan has belgelerdendir. Fuzuli geçimini yazdıklarıyla sağlar, patronlara yazdıklarıyla…

Bu durumun yanı başında Şair Talat’ın şu dizeleri de bir sitemname olarak durur:

Rahat yüzü görmedim ve görmem/Bir an olsun bu gamlar evinde

Varken bu kadar seçkin şiirim/Kaldım ben yine kira evinde

Zatioğulları

Bir de Zati var, yazdıklarımıza iyi bir şahit olarak, ki bu Zati enteresandır. Bakınız, şairliği tamamen bir geçim kaynağı haline getirmiştir, tabi şairliği elbette tartışılır ama şair olarak çıktığı yolda tekerleğini döndürebilmiştir.

Ustamız Balıkesir’de çizmecilik yaparken şiire heveslenir ve İstanbul’a gidip bu yola baş koyar, dönemin gözde şairlerinden olur. Geçimini sağlamak için aşağı rütbelerden müderris ve kadılara bile kasideler düzer, kasidelerin fiyatı 1 altına yani 60 akçaya kadar düşer. Öyle ki yek, dü diye sayarken kasideleri 400’ü, gazelleri 1700’ü görür.

Özetlersek efendime söyleyeyim; “Zati yeni tipte bir şair olup sanatını açıkça satılık bir meta haline getirmiş bir şairdi ve şiir kitabı yazıp satan ve bunlarla geçinmeye çalışan modern şair” yazar, sanatçı, tiyatrocu, sinemacı, manken, dublajcı, gazeteci, sunucu, karikatürcü tipinin en eski temsilcisidir.

Belki o imparatorluk merdivenine “Zatioğulları”nı temsilen, örneğin bir Sinan Çetin’i de tepesinde külah-ı zuvaytarî ile yerleştirebilirler, patronun hemen arkasında sağ yanına filan, nasıl olur?

Çiko, senin ecdadı temsilen seni de o merdüvane’de bir yere oturtsak Zatioğulları Hanesinden, diyecek oldum, karamba karambitayı geçip doğrudan yapıştırdı kaba bir Meksika küfrünü, onu hiç bu kadar rencide olmuş görmemiştim. Barışma isteğim mükellef bir rakı masasına mecbur edecek beni. Ucuz bir şaka pahalıya mal olacak, çünkü hüzünlü ve hiddetliyken iştahı fena açılıyor Çiko’nun.

Hay bin duble!

 

Finito.
Yazar: Editor