2009-04-09 10:48:40
onur caymaz / konuk yazar

 İTÜ, AY Tİ YU OLMASIN

http://ul.gcg.gen.tr/x/d0356ed.jpg

Gıda sektöründe çalışan bir arkadaşım, bir iş toplantısına katılmış. Dünyayı kurtaracak kertede büyük işler yaptıklarına inandırılan bir kesimin gündeliğinde toplantı çok önemlidir. Fakat bu toplantıların çoğunda aslında hiçbir şey konuşulmaz ya da konuşuluyor gibi görünür.

Nedir; bizimkisi toplantıdan oldukça sıkılıp koptuğu bir anda, dışardan biriymişçesine olanları izlemeye, hatta konuşulanları defterine not etmeye başlamış. Malum, toplantılarda çok önemli şeyler söylenecek diye herkesin önünde bir defter bulunur. Notlarını benimle de paylaştı; buyurun buradan yakın:

*Spagettişarapdvd Hanım, "Bana çok crowd of messages gibi geliyor" derken,

*Bunun yaratacağı etkiyi düşünen Çokbriyantin Bey "mass-looking bir image olacak" diyor.

*Kahvesizuyanamam Bey endişeli: "İyi de ya if bir şey olursa, bu iş must değil ki..." gibi bir cümleyi kusuyor orta yere.

*Araya giren Türkçeşarkısevmem Hanım durumu daha farklı define ettiğini belirtmiş. Aslında yapılması gereken, son durumun bir extension’ı değil, seperate bir case olmalıymış.

*Ultimate limite gitmekte fayda varmış.

*Herkesleyatabilirim Bey atlıyor oradan, iyi de son dönemde yapılan agreement’lar ne olacak? Oluşacak durum, daha önceki status’ları miss ettirebilirmiş. Ona göre watchout şöyle şöyle olmalıymış. Dediklerine katılanlar go desinmiş, katılmayanlar da no go! Türkilizce zor tabii!

How do you feel’in çevirisi olan “Nasıl hissediyorsun?” sorusunu geçtim. Çünkü bu sorunun Türkçedeki cevabı, “Neyi, nasıl hissediyorum?” karşı sorusudur. Elin adamı öyle hissediyor diye ben de öyle mi hissedeyim. Böyle hissizlik olur mu? Bir de şu: “Dönücem ben sana” diyorlar. İngilizce call back’in çevirisi. Bu çevrilmiş hayatı yaşayanlara “Nereni döneceksin” diye sormalı. Hadi bunları da geçtik fakat bu ülkede artık İngilizce bilmeden yaşamanın ne denli zor olduğunu görmüyor musunuz?

 

Devamını Okumak İçin Tıklayınız.

Yazar: Editor