2012-12-05 06:46:16
orhan kemal / yazan: Halil Çetin

Orhan Kemal

 

 

Son sözler içinde bir söz vardır ki beni hep ağlamaklı eder:

"Eşe dosta selam. İnandığım doğruların adamı oldum, böyle yaşadım, karınca kararınca bu doğruların savaşını daha çok sanatımda yapmaya çalıştım. Kursağıma hakkım olmayan bir tek kuruş dahi girmemiştir.”

 

Türk edebiyatının 2. Dünya Savaşı yıllarında yıldızı parlayan toplumcu gerçekçi yazarı Orhan Kemal’in son sözleridir bu söz…

Toplumcu yanındaki başarısını; gerçeği tasarım ve gözlem gücüyle elde etmeyip gerçeği yaşayan, gerçeğin içinden gelen olmasında bulurum hep…

O, çocukluğunda başlayan ekonomik sıkıntılarını ölürken bile çözemez. Bu nedenle yoksulluğu iyi bilir yazar. Kahramanları ekonomik sorunlar içinde açmazları olan ve bunlardan kurtulmaya çalışanlardır;  yaşama bağlı, yaşamı seven, umutlu, dirençli tiplerdir. Pes etmek nedir bilmez kahramanları. 

Adana ve İstanbul kentinin kenar mahallerinde yaşar çoğunlukla seçtiği insanlar. Bir evdedir, sokaktadır, işyerindedir ve bazen de bir hükümlünün yanındadır yazar…

Kişilerini özlemler içinde sorunları bitmeyen çocuklardan, tarladaki, fabrikadaki bilinçli-bilinçsiz işçiden, yaşama boş vermiş, toplum kurallarına bağlı küçük insanlardan, doyumsuz patronlardan seçer ve bunların ekonomik-sosyal yaşamlarındaki kavgalarını işler.

Yaşam da önemli. Bir yaşamına girelim mi?

Doğum 1914 Ceyhan. Orhan Kemal doğduğunda baba Abdülkadir Kemali Bey Çanakkale’de topçu teğmen. Adana işgal edilince KuvayiMilliyecilere katılır, savaşır. Babanın mesleği avukatlıktır. Atatürk,  ilk mecliste ona Kastamonu milletvekilliği, bakanlık verir.

1930’da Ahali Cumhuriyet Fırkası’nı kurar, siyasi etkinliklerinden dolayı Suriye ve Lübnan’a kaçar. Orhan, 1931’de okulu bırakır ve evin reisliğini yüklenir. Ailece Lübnan’a giderler, işleri kötüdür Kemali Bey’in. Orhan da çalışmaya başlar, sıkıntılar sürer, 1932’de Adana’ya döner tek başına. Öğrenimini yarım bırakmış, futbola düşer; aynı zamanda kahvelere de.

Milli Mensucat’ta işçilik yaparken bir Boşnak kızı olan Nuriye’ye tutulur. Kızı babasından ister ve evlenirler(1937). 1938’de ilk çocuğu Yıldız doğar. Askere çağrılır, askerliğinin bitmesine az bir süre kalmışken okuduğu kitaplar yüzünden beş yıl Kayseri, Adana, Bursa’da hapis yatar.

Bursa’dayken Nazım Hikmet’le tanışır ve yaşamı değişir. Şiirler, öyküler yazar. Hapis sonrası Adana’da işsiz kalır. 1944’te oğlu Nazım doğar. Nazım uğurlu gelir aileye, yazarın ilk öyküleri yayımlanır Varlık’ta. Adana’da girdiği işlerden siyasi kimliği yüzünden atılır; çaresizdir. 1949’da ilk öykü kitabı Ekmek Kavgası ve ardından da ilk romanı  Babaevi yayımlanır, aynı yıl oğlu Kemali doğar.

1950’de ver elini İstanbul. Dergilerde, gazetelerde öyküleri sıkça yayımlanır.

Övgüler gelir büyük yazarlardan. Öykü ve romanlarıbasılır, oyunları ünlü topluluklarca sergilenir. 1957’de oğlu Işık dünyaya gelir. Yoksul Orhan Kemal, zor geçinir. Sovyetlerden gelen telif ücretiyle ancak borçlarını öder. İlk kalp krizini 1967’de geçirir. Bir yıl sonra yatağa düşer, ameliyat olur. Yurt dışından davetler alır ama  hükümet izin vermez.

Daha sonra hem ziyaret hem de tedavi için Rusya’ya gitmesine izin çıkar; orada Yazarlar Hastanesi’nde tedavi görür. 1970’te Bulgaristan’a çağrılır, gider. Hastalık orada da  rahat bırakmaz; kötüleşir. 2 Haziran’da yaşamını yitirir.

Yaşadığını yazan yazardır Orhan Kemal. Türkiye’ningerçeklerini, insanlarını olaylar içinde somut örneklerle ele alır. Dünyada  “işçi yazarı” olarak tanınır. O fabrikalarda, işyerlerinde çalışmadı mı, o patronlara o savaşımı vermedi mi?  İşçi koşullarını ondan daha iyi kim bilebilir ki?

“Ben gerçekliği içinde yaşadığımız toplumun insanlarına ayna tutmuş gibi bir yansıtma saymıyorum.” demedi mi  Nurer Uğurlu’ya İkbal Kahvesi’nde.

Önsözde bir söz daha Orhan Kemal’den: “Bizim nesilde kalemiyle geçinenbir ben varım galiba. Tabii bu çalışma tarzı dehşetli yorucu oluyor. Bunun faydaları da yok değil, her sınıf halkla temas etme hakkı buluyorsunuz.”

Halil Çetin

Yazar: Editor