Aydın Körlüğü Üzerine
Anayasa değişikliğinin kabul edilmesi durumunda darbe dönemi yöneticilerine yargı yolunun açabileceğini zanneden Orhan Pamuk, yargı süreci başlamasa bile referandum sayesinde 12 Eylül’ün vicdanlarda mahkûm edileceğini geveledi. 1980 askeri darbesiyle birçok insanın büyük sıkıntılar yaşadığını intihal eden Orhan Pamuk, 12 Eylül ile hesaplaşmak gerektiğini ifade etti. Yeni Anayasa’yı bu hesaplaşmanın yolunu açan bir kapı olarak gördüğünü hayal eden Pamuk şunları söyledi: “Benim Anayasa değişikliğindeki oyum evet... 12 Eylül anayasasından zaten memnun değilim. Anayasadan çok fazla anlamam çünkü siyasi ve hukuki bir belgedir. Ben, 12 Eylül’ün kendisinden memnun değilim.”
Orhan Pamuk‘un o Nobel ödülü birçokları için şaibeli bir hediyeydi. Ben bunun tersini düşünüyorum hala. Hala diyorum, çünkü ülke gerçeklerinden bu kadar kopuk bir yazarın tarihi bir vakada herhangi bir durumu pozitif veya negatif manada tahlil edebileceğini düşünemiyorum artık. Diyeceksiniz ki onca ödül, Nobel yahu, nefis romanlar… Olabilir, iyi bir romancı olmak iyi bir işbirlikçi olmaya engel değil. Bu tür bir körlük pek ala mümkün. Tarih diktatörlere, faşist hükümetlere, zalimlere yaltaklanan sanatçılarla dolu... Memleketlimiz diye övündüğümüz Kayseri asıllı ünlü Amerikalı yönetmen Elia Kazan iyi bir muhbirdir örneğin. “1950’lerin Mc. Carthy zulüm ve cadı avı devri”nde en yakın arkadaşlarını, daha iyi çalışma koşulları için ve devamındaki ödüller için de elbette, şahsi istikbali için, satmıştır o Elia Kazan. En yakın arkadaşlarının ülkede çalışamaz hale gelmesine neden olmuştur o devirdeki komünist avında. Mc. Carthy baskısına direnememiş ve tarihteki yerini ödülleriyle değil o “satıcılığı” ile almıştır.
Şimdi Orhan Pamuk’u ve diğer evetçi tatlı su entellerini yukarıdaki pozisyona sokabilir miyiz evet dedikleri için. Bakın buna evet derim, sokabiliriz. İktidarını türlü ayak oyunlarıyla sabitlemeye çalışan bir enteresan örgütlenmenin değirmenine su taşıyan bu herifçioğulları sırtını o örgütlenmeye vererek suya sabuna dokunmayan işlerle tatlı bir hayat sürmeye devam etme hesapçılığıyla da “satıcıdır” ya da bir manada “işbirlikçidir.”
12 Eylül’ü vicdanlarda, yani sadece vicdanlarda mahkûm etmek değildir derdimiz. Derdimiz şekerli bir sakızı çiğneyerek hesaplaşmak değildir. O 12 Eylül ve o 12 Eylül varisleriyle, o 12 Eylülden nemalananlarla, o devrin zulmünden kendilerine çeşitli saltanatlar kuranlarla, o sürecin bizatihi kendisiyle, öyle çerezleriyle filan da değil doğrudan o zihniyetin mimarları ve mirasyedileriyle hesaplaşmaktır meselemiz.
Siz alın ellilerinize o lolipopları pek muhterem Orhan’lar, Sezen’ler, Erdoğan Mustafa’lar, saray yazarı Elif Şafak’lar; her dönemin adamı, her krallığın şaklabanı, yaltakçısı, yardakçısı, yataklığı Altanlar, siz alın elinize o lolipopları ve yalanın. Bu arada da vicdanlarınızda 12 Eylülü filan mahkûm ettiğinizi kurgulayın, hesaplaştığınızı terennüm edin, zannedin.
12 Eylülün kendisinden rahatsızım diyen O.Pamuk ve işbirlikçi yazarlar nasıl oluyor da ıvır zıvır maddelerin yanında deve dişi gibi duran ve asıl hedef olmaya devam eden maddeyi, yani bir başka 12 Eylülü bina eden o 3Y’yi (Yasama, Yürütme, Yargı) tek erkte toplamayı tezgâhlayan ve ülkeyi hepten bir Akp faşizmine, uçuruma sürükler gibi sürükleyen değişikliği göremiyor? Aydın körlüğü bu olsa gerek… O evetçi miçolar bize göre, cehenneme giden yolun iyi niyet taşlarıdır gelecek zaman kipinde.
Sizleri kendi vicdanlarınızla hesaplaşmaya havale ediyorum.
Bu fotoğraf nedir?
Siz de o 12 Eylülün evlatlarısınız. O yozlaşmanın meyvelerisiniz. Ki en sağlam kale olması gereken sanat edebiyat dünyası şu 30 senede demek ki en ağır hasarı almıştır ve saraylı, yeni Divan yazarlarını peydahlamıştır. Siz işte o fotoğrafsınız!
Tarihte de “işbirlikçiler” olarak anılacaksınız! O Nazi işbirlikçileri Ezra Pound, Knut Hamsun, gibi; Mc. Carthy işbirlikçileri Oscar ödüllü Elia Kazan, başkanlık ödüllü Ronald Reagan gibi… Ki o ödüller gammazcılığınızı ve işbirlikçiliğinizi aklamaya yetmeyecektir!
Bu noktada yazar kimliğinizle de yollarımız ayrılıyor. Örneğin tüm romanlarını okuduğum, ne yazarsa okurum dediğim Orhan Pamuk’un yazdığı hiçbir şeyi bunda böyle okumayacağım diyerek onun için de “bir Hayır oyu” kullanıyorum.

Hiçbir kabilenin, değil yabancılara, birbirlerine bile yurtlarını satmaya hakkı yoktur.




























