2013-01-26 08:57:13
roman üzerine

08.oo

Alper Kaya’nın ilk romanı, 08.00

Tanıyorsunuzdur sevgili Alper Kaya’yı, sayfamıza ara ara konuk oluyor yazılarıyla. Ödüllü genç bir gazeteci.

Dediğim gibi bu bir ilk roman.

  • Ve ilk roman olmasının kimi kusurlarını doğal olarak içeriyor. 
  • Kimi dil hatalarına ve tekrarlara laf etmeyeceğim 
  • zira Nobel ödüllü müstesna 
  • ve mektupçu yazarımız Orhan Pamuk bile 
  • romanlarında ciddi dil yanlışları yaparken 
  • 08.oo’daki kimi kusurları burada gündeme getirmeyeceğim.

Roman bir barda geçer, gececi ve hatta artık sabahçı bir barda.

Kaybedenlerin izbe bir mekânıdır.

Her birey, aslında hayatta da böyle olduğu gibi, yalnızdır.

Sığınacak bir yerleri kalmamıştır ki zaten zamanın kayıp bir yerindelerdir, çokça ama yalnız.

  • Polisiye roman olarak etiketlenmiş, 
  • ama bana kalsa 08.oo’ı gerilim romanı kategorisine sokardım. 
  • Sabah saat 8’i nasıl bulacağız 
  • ve o an bizi ne bekliyor? 
  • Bu soru romanın adından itibaren başlıyor 
  • ve son cümleye kadar devam ediyor.
  • Sorunun beklenen veya tatmin edici yanıtı bulup bulmaması 
  • yazarın rotasından çok okurun beklentileriyle de ilgi. 
  • Örneğin ben barmenin mekânı yakıp gitmesini beklerdim. 
  • Fakat benim bu beklentim de yazarı elbette ilgilendirmez.

Kolay okunması, okurda bir beklenti oluşturması, eserde zaman ve uzamı belirleyip sınırlamış olması, yazarın nereye gideceğini bilmesi, bir ilk romanda yazarın kendi roman dilini de arar olması, en azından bana başka bir romanı hatırlatmamış olması kitabın artılarıdır.

Bir roman eleştirmeni tabi ki değilim. Roman eleştirmenlerinin yanından bile geçemem o alana dair bilgi ve donanımımla. Bu satırları da herhangi bir roman eleştirisi kuramına göre de yapmıyorum. Yapamam, dediğim gibi o işe benim çapım yetmez. Bir okur olarak bakıyorum romana ve yazdıklarımın hiçbir bilimsel değeri yoktur edebi anlamda. Şöyle:

  1. Romandaki bazı bölüm başlıklarını, özellikle, biraz şiirsel ve fazlasıyla vecizi buldum; Hatırlamak Unutmaktır, Kimsesizlik Sarhoşluğu, Boşluğun Senfonisi, Uğruna Ölen Yoksa Dava Düşer gibi…
  2. Karakter yaratma konusunda biraz daha zaman ve mesafeye ihtiyaç var gibi göründü. Doğal olarak 100 sayfalık bir örgüde bu fırsat yakalanamamış. Yüzeyde kalınmış ve derinlere dalmaya gereken ortam bulunamamış. Örneğin Barmen’i biraz daha ayrıntılı izlemek isterdim. Bakınca, romandakiler bir “karakter” değil de “tip” olarak duruyor.
  3. Evrensel bir olay ve kahraman kurgusu, ilerleyen sayfalarda yerelleşiyor. Bir yerde de Alper Kaya’nın kendisi bir şekilde görünüp bir Melih Gökçek iğnelemesiyle bize bir selam çakıp yine kayboluyor.
  4. Hayatın zulmüne uğramış insanların (Zafer Aycan’ı ayrı tutalım, düşmanını takıp etmiş olabilir o.) aynı anda ve aynı yerde bir araya gelip Rus ruleti oynuyor olması olay örgüsünün sonucu değil de yazarın ilahi tercihi gibi duruyor.

Diyeceklerim özetle böyle.

Artı ve eksileriyle bakınca Alper Kaya’nın 08.oo’ı iki kadeh votka limon eşliğinde, rahatlıkla okunabilecek ve vakadan da bir lezzet alınabilecek bir romandır.

___________________

“Bazen ölüm bile bir sırrı itiraf etmekten daha iyidir.”

08.oo / Roman / Alper Kaya / Postiga Yayınları

111 Sayfa / 1. Baskı / Eylül 2011, İstanbul

___________________

Yazar: Editor