2016-09-03 11:27:44
şahsi bir kandırılma hikayesi

Mahallenin futbol oynayan çocukları için o zamanlar sahadan bol hiçbir şey yoktu. Nadasa bırakılmış topraklar, boş arsalar, iki bahçe arası, bir çıkmaz sokak, otlaklar, komşu mahalleler, pırasa tarlası, milli mensucat, çamlık, yapı meslek, emek... Sabah çıkar akşam dönerdik eve.

Eksiğimiz çoğu zaman normal bir futbol topu ve fiyakalı orlon formalardı.

Bizden biraz daha büyükler örgütlenir, takımlarını kurar ve formalarını yaptırırdı. Onların bir de ilan panoları olurdu. Üzerinde maç günü, saati, yeri, skor ve goller yazardı.

Takım isimleri ayrı bir güzeldi: Umutspor, Ufukspor, Fırtınagücü, Saydamspor, Rayspor, Halkevi, İdaspor, Petrolofisi, diye sıralanırdı bunlar. Turnuvalar ve kavgaları eksik olmazdı.

Bir gün hızlı fikirli, girişimci, mahalle kurnazlarından Erol Abi diye biri çocuklar, dedi, gelin size bir takım kurayım, formalarınız da olacak. Sevindik. Ama bunun bir ederi vardı. Çocuk başı 30 lira.

Dünden razıyız, çünkü bir futbol takımımız ve formalarımız olacaktı. Paraları topladık ve Bay Erola teslim ettik.

Aradan günler, haftalar ve tabi ki aylar geçti ve ne takım projesinden ne de formalardan bir ses çıktı. Kandırıldığımızı anlamak için bir senenin filan bitmesi gerekiyordu demek. Evet, kandırılmıştık. O zamanlar Erola başvurularımız sonuçsuz kalmıştı hep.

Bu kandırılmanın üzerinden yıllar sonra, bir akşam Erolu kahvede gördüm. Merhaba, merhaba. Nasılsın, iyi misin faslından sonra, Erol Abi hatırlıyor musun, bize forma yaptıracaktın, paraları da vermiştik, dedim. Ben artık işin gırgırındayım ama mahalle kurnazı Erol işin tam bir pişkinliğinde. Güldü tabi. Heye, dedi, paraları kumarda yedik.

Bunun da üzerinden yaklaşık iki yıl geçti geçmedi. Yine kahvede karşılaştık. Merhabalaşma merasiminden sonra ben yine aynı soruyu sordum. Erol Abi… Bu kez yarım bir gülümseme ile, doğru, vardı böyle bir şeyler diyerek sigara dumanları arasında kayboldu gitti.

Birkaç yıl sonraki üçüncü görüşmemiz son oldu. Yanımda Domdom Ali, Pusu Yusuf, Sifon Seyfi... Mekân yine kahveydi. Erol Abi, hatırlıyor musun, demeye kalmadı, ama sen de unut şunu artık canım, diye ev sahibini bastırdı Yavuz Erol Abi.

De ki unuttuk, hadi! 

Kişisel tarihimdeki ilk kandırılmaydı o! O zamanlar bizim için hazin olan maddi kayıptan çok bir futbol takımı ve forma hayallerinin gerçekleşmemesiydi. Ne demişti Nadia Comanici; yediğin kazıkların toplamına tecrübe denir.

Bay Erol sonraki yıllarda da kandırmaya, küçük harçlıklarımızı söğüşlemeye çalışmıştı, ama en az onun kadar kurnaz olan Pusu Yusuf bizi o girişimlerden kurtarmıştı.

Bir kere kandırıldıysan hep kandırılırsın, der İngiltere Kralı, Rahmetli Başkan Kenedi, Taçsız Kral Pele, Bakenbeuver, Kaleci Mayer, Bricit Bardo, Fenerbahçeli Cemil…

Böyle diyorlarsa, vardır bir bildikleri. 

Şahsi kandırılmalar, hatıralarımızda, en nihayetinde işin eğlencesi oluyor.

Aslolan şey, büyüklerimizin kandırılmamaları ve tabi bizi dönüp de kandırmamaları.  Yoksa benden ne farkları kalıyor ki? Veya Erol kurnazından... 

Yazar: Editor