2010-07-14 10:33:01
seyyah olup 1

Günün Biri

http://ul.gcg.me/files/2010-07/syyh2.jpg

Amca oltayı atmış balık peşinde. Rast gele diyoruz. Eyvallah yeğen, diyor. Biz de Sinan’la bir kayanın üzerine konuşlanıyoruz. İki saat önceden hazırlamıştı olta takımlarını, yemleri takıp denize salmak kalıyor geriye. Canlı yem için yavru kefal lazım, diyor Sinan. Onun için de ciddi bir mesai gerekiyor. Ağın içine ekmek misinalayacaksın, sonra bekleyeceksin. Balık güvende hissetmeli kendini, diyor. O zaman ağın içindeki ekmeğe gelir. Ne zalim bir hayat bu, demiyorum; tatilde, balık avında kahvehane felsefesinin hiç gereği yok.

Hım, diyorum, bekleyelim o zaman. Bekliyoruz da yavru da olsa kefallerin bu numarayı yutacağı yok. Üstat diyorum, ekmeği atsak, onlar üşüşse sonra biz kepçe ile saldırsak… Öyle yapıyoruz. Alıyoruz üç dört canlı yem. Alıyoruz da devamı gelmiyor.

Bu iş sabır işiymiş. O kadar sabır ne gezer, demeye kalmıyor ötedeki amca sallıyor okkalı bir küfür. Orda da problem var anlaşılan. Yemi çaldı namussuz diyor, yine düz gidiyor. Sonumuz böyle olmadan biz ufaktan yol alalım diyoruz. Balık dediğin balıkçıda da satılıyor. Ötesi derviş işi… Kendini adama işi... O kadar da bölemeyiz ki hayatımızı.

Boş ver diyor Sinan, hava da iyice sıcakladı, gel biz birkaç bira içelim. Ben de vira o zaman diyorum: ))

Derken akşama doğru Sinanlara veda ve yine yol...

Yazar: Editor