Asidir Şiir
(veya bazı şiir okumaları üzerine birkaç söz)

Bir yerde mi okudum, hatırlamıyorum. “Sanatın en asi çocuğudur şiir,” diye.
Asidir kelimenin tam anlamıyla, ele avuca sığmaz. Anladım, dediğiniz anda belleğinizde üç beş kırık söz görürsünüz; imge, mecaz, benzetme, kelime oyunu, sığlıklar keşmekeşinde heder olmuş gitmiş. Siz onu seversiniz de o sevildiğini bilmeyebilir, incinirsiniz. Sadece bilginin, görgünün veya yeteneğin algılamasıyla görünür olan bir şey de değildir. Bir his… Bir bilinç… Ne bileyim, şiirin ne olduğunu çözebilseydim, yazardım en güzel şiirleri…
Lakin şiirin ne olmadığını çözebiliriz.
Çok uzun bir zamandır “iğdiş edilmiş” bir bilinç ile yaşıyoruz. Bu iğdiş edilmişlik tekilden çoğula her bir noktada dikilmiş gözlerimizin içine bakıyor. En basit ticari ilişkilerden en görkemli ihalelere kadar. Basit bir reklâm filminden anlı şanlı sinemacıların eserlerine kadar… Örneğin; TV’de 1 Mayıs tartışmalarını dinleyen bir “okumuş” şöyle diyebiliyor: “Tatil işte 1 Mayıs, daha ne Taksim diye tutturuyorsunuz!”
Bir süreç bu… Burada bir şiir yazmadığım için de rahatlıkla yapabilirim şu benzetmeyi, bu iğdiş edilmiş bilinç bir çığ olmuş yuvarlanıyor, üzerimize üzerimize geliyor. Gelmeye devam da edecek. Bundan hayatımızın her bir unsuru kısmetine düşeni de hali hazırda alıyor almaya da devam edecek. Bunları söylemek için Nostradamus olmaya gerek yok, işte bir iki şiir okumak da yeter vaziyeti görmek için.
Sanatın kendisi her duruma müsait bir şey midir? Böyleyse de bu müsaitliğin kendi evreni içinde birtakım kuralları yok mudur, en azından nefsi müdafaa için. Bir atmosferi, yerçekimi, fotosentezi… Yani gayet olağan, alıştığımız, özünü anlamasak da hayatımızı sürdürebilmemiz için olmazsa olmaz şeyler… Sanat için de yok mudur?
Konu üzerinden gidersek, sokağa mı düşmüştür şiir? Veya gerdek gecesinde damattan önce gelini yatağına atan, yani bu hakkı kendinde gören İngiliz sömürge valileri gibi, şiiri keyfince, yılların şairliği sıfatıyla iğfal eden midir şair?
Hakikaten asidir şiir, kelimenin tam anlamıyla ele avuca sığmaz. Hiçbir sokak kavgasını kaybetmemiştir. Eski kabadayılardandır da. Nicelerinin gönlünde taht kurmuştur. Bazen İnce Memed’dir. Haksızlığa gelemez. Kiminde Zapata gibi herkesin vicdanı olur, Dadaloğlu’dur bre; “ferman padişahınsa...” diyerek. Ama en güzel, güzeller güzeli bir güzeldir de… Aşkından elimize sigaralar bastığımız. Asidir, tabiatı öyledir, asileştirir haliyle.
Ve fakat bir rezillik değildir şiir…
Gadre uğradığında da hesabını zaman soracaktır…
Hiçbir kabilenin, değil yabancılara, birbirlerine bile yurtlarını satmaya hakkı yoktur.


























