2012-05-22 08:36:01
sisler içinde

Körlük

 

“Araba kullanmakta olan bir adam, yeşil ışığın yanmasını beklerken ansızın körleşir. Körlüğü başvurduğu doktora da bulaşır. Körlük, salgın hastalık gibi bütün kente yayılır; öldürücü olmasa da tüm etik değerleri yok eder.” diye özetlemiş kitabı, arka kapakta Can Yayınları. José Saramago, Körlük.

Sonra şöyle net bir ifade: Kurgunun evrenselleşebilmesi için, kişilere ad vermeksizin “liberal demokrasinin” insanları sürüklediği sağlıksız ortamı olağanüstü bir ustalıkla yaratmış ve yaşatmıştır.

Yazar, romanında kahramanlarına bir ad vermemiş evet! Fakat burada konuyu memlekete bağlayacağım için ve durum bizim yerelde canımızı yakarak devam ettiği için pek ala adlar verebiliriz körlüklerin tecessüm etmiş hallerine. Örneğin Oralcan deriz, ağır bilgili abi Ömercan deriz, bir başka elit bilgili Belgecan deriz, zamanın Filistin cengâveri Cengizcan deriz, Çelik Bilek’in dava arkadaşı Prof. Oklitus’tan da sanal bir karakter olan Prof. H. Berktaycan deriz, sonra dön baba dönelim simalarından Yılmaz Erdoğancancan deriz. Deriz yahu! Bir körlüğü en necip düzeyde yaşayıp bunu utanmazca toplumun ulaşabildikleri her kesimine bulaştıran şu insancıklara olgunun evrenselliğinde ve olayın yerelliğinde pek ala adlar verebiliriz.

Durum öylesine vahim ki, el yordamı bile fayda etmez nesneleri, varlıkları tanımaya. Somut duyular da körelmiş gibi. Yahu her devrin şu adamları, sazın hep aynı tıngırtıda mı çalınacağını zannediyorlar, zannediyorlar da aynı aksak ritimde salınıyorlar.

Oysa okumuş görmüş, hatta çokbilmiş insanlar, neden bu numaraları bizim gibi yutmaktalar? Efendim? Siz de bencileyin bilmiyorsunuz? Hayır, aslında var bunların bir takım tarifleri, tahlilleri; aydın aymazı dersin, "ilkesizsanatçı" gevşekliği dersin, iktidar paravanı dersin… Derim, dersiniz, derler fakat bunlar bir lamba yakar mı hazretlerin kafalarında? Sanmam! Peki, biz bunları dile getirmekten geri mi duracağız? Nayn! Bittabi ki basacağız o nasıra!

Acaba soracaklar mı kendilerine, muktedirin karşısında “metaforik bir körleşmeyle” “memleketin kaybettiği mevzilerin gözümüzün, hayır körlüğümüzün bir kendisi saflarda gedik açılmasında bir etkisi oldu mu?” diye. Biliyorum dostlar, gereksiz soru sormakta üzerime yoktur; ))

Elin adamı ta Frengistan’dan örneğin bir tiyatro buhranını bakın nasıl analiz ediyor: Uzatmayayım, özetle diyor ki adam; kızı için bir tür intikam! Yahu ortada bir namus davası olsa anlayacağım hatta gidip mesele için bizzat savaşacağım da; bir sakız, bir ayar, derken bakınız olanlara!

Fakat! Neyse. Ben bir şey anlatacağım: Saraybosna'da o vahim zamanlarda bağnaz, muhafazakar, ırkçı, gerici, cani ruhlu bir kısım Sırp (bir kısım diyorum) uzun namlulularla insanları avlarken, oradan oraya hep koşarak giden insanlar. Biraz düşününce bunu, insanın gözleri dolar çok uzaklardan. Ve sis olunca, ozaman burada bayram olur, der adam. İnsanlar, her dinden, milletten insanlar çıkar şarkılar söyler ve dans ederler.

Derken sisler arasında, yıkıntılar içinde bir grup, bombalanmış bir evin sağlam kalan balkonunu kendilerine sahne yaparak bir oyunu sergilemeye başlarlar ve onları en hazin hayat koşullarında bile izleyen insanlar...

Uzun lafa gerek yok!

Ey politikacılar, vekiller, bakanlar, başbakanlar, partiler;

sizin mecalinizin kalmadığı yerde sanat, bir ülkeye hürmeten, sizin yerinize de direnecektir insanları ayakta bir arada tutabilmek ve saire için.

Bu yazının ilk başlığı "sisler içine", diğeri de "körlük" gördüğünüz gibi.

Her ikisinden de bir an önce kurtulmak dileğiyle!

Bu meseleye de vira; )) 

Yazar: Editor