2007-12-28 19:48:05
sistem ve futbol

Hayatın İçinden Futbol

“Birçok insanda özdeşleşme gereksinimi yüksektir... Buna aidiyet duygusunu da ekleyebiliriz… Bunlar bir takımın taraftarı olmakla o takımla ve o takımın taraftarıyla özdeşleşirler. Grup bulmak ve grup içinde yaşamak, grupla duyguları paylaşmak insanın doğal bir ihtiyacıdır. Birçok ülkede bu, en kolay şekilde bir futbol takımı taraftarı olmakla sağlanır. Kişi o grup içinde kimlik ve kişilik bulur. Takım yendiği zaman kendisi de yenmiştir; toplum içinde iyi bir konumdaysa bu galibiyet onun zaferlerine yeni bir zafer katmıştır; hayır, toplum içinde kötü, aşağı bir konumdaysa takımının zaferleriyle gerçek kişisel yaşamında hiç tatmadığı zaferleri tatmaya başlar, kendini galip ve kudretli hisseder.
Spor her ülkede her dönem siyasidir. Siyasi iktidarlar sporu kitleleri siyasetten ve muhalefetten uzaklaştırmak için bilerek kullanırlar. Ama onların bu yönde bilinçli bir politikası olmasa bile sporun toplumda yaşanışı kendiliğinden böyle bir durum yaratır.
Gelir farklılıklarının büyük olduğu ve genellikle faşizmle yönetilen Latin Amerika başta olmak üzere birçok üçüncü dünya ülkesinde kitleleri oyalamanın en etkili yolu futboldur. ABD’de de durum bundan farklı değildir.Sosyalist ülkeler on yıllarca sporu kapitalist sisteme meydan okuma araç olarak görmüşlerdir. Bu aynı zamanda insanlara sınıf atlama fırsatı da vermiştir.’’Yukarıda bahsi geçen olgulardan sonra Türkiye’de ve Adana’da futbol taraftarlığını farklı bir zemine yerleştirmek mümkün olmamaktadır. Sosyal ve ekonomik bir konumlanma, hizaya sokma veya farkında olmadan da olsa, hizaya girme halleriyle şekilleniverir futbol.Sistem bunu böyle yönetmiştir çünkü. Çünkü yoksulluğa, adaletsizliğe, baskıya, şiddete kafa yoran insanlar yerine, futbol aracılığıyla da olsa, siyasetin dışında kalıp kendi gemisini kurtarma derdinde olan, sığ sularda yüzme kolaycılığıyla avunan, adaletsizlik kendine bulaşmıyorsa ve hatta işine de geliyorsa suya sabuna dokunmayan bireyler yetiştirmek çok daha zahmetsizdir ve iktidarlarının bekası açısından da pek “hayırlıdır”.
Tribünlerdeki örgütlenme sokaktaki örgütlenmeye tercih edilmektedir. Bir maçta tüm enerjisini harcayıp evine mutlu veya buruk dönen taraftar; işinden yıkık, okulundan kırık, hayatından savruk dönen bireye her zaman tercih edilmiştir ve edilecektir.

Gelelim Adanaspor’a ve Adanaspor taraftarına.
(Ben de bir Adanaspor taraftarı olarak yukarıda yazdıklarıma benzer refleksler göstermekteyim bunları söylememe rağmen.)Dedik ya, futbolun mantığı böyle bir ‘zorunlu tercihi’ doğurmuştur süreçten.Anadolu kulüplerinin geneline nispeten güzel günler gören Adanasporlular taraftarlıklarını genelde uç noktalarda gösterme eğilimi içinde olmuştur. (Aslında ‘genel taraftar profili’ böyledir diyebiliriz. Mutlak bir inançla hareket eden taraftar grupları hariç.)Lig ikinciliği, dördüncülükleri süreçte taraftara bu başarıların devamı beklentisini yerleştirmiştir ki Uzanların kulübü devralmasından hemen önce takım adeta taraftarsız kalmıştır. Hatta o vakitler birkaç haftalığına takımın başına geçen Yılmaz Vural “ taraftar yok, seyirci var.” babında bir saptamada da bulunmuştur.Bu Uzanlar döneminde yerini biraz daha hareketli bir kitleye bırakmış olsa da ileriki zamanlarda, birkaç önemli maç hariç, yalnızca gole sevinen bir taraftar profili ortaya çıkmıştır. Takımın Uzanlara devredilmiş olması belli bir oranda rahatsızlık da yaratmıştır.O dönemde yalnızca bu yüzden maça gitmeyenler bunu açıkça ifade etmiştir. Gidenler oturup sadece maç seyretmeyi tercih etmiştir. Elbette bir refleksle gollere sevinmiştir ama bir taraftar grubu gibi maçın maçların büyük zaman dilimlerinde yoğun tezahüratlarla takımlarını pek de etkilememişlerdir.Yine aslında bu bir Türkiye taraftarı profilidir:

1- Takım şampiyonluğa oynuyorsa veya bir hedefi varsa seyirci gider ve destekler.

2- Takım zor günler yaşıyorsa yani küme düşmeme mücadelesi veriyorsa seyirci gider ve takımını destekler.

Ne ki ara dönemlerde sırf forma aşkına, takımını sahada görme mutluluğu tatmak için, keyifli bir maç süreci hatırına maça giden taraftar sayısı galiba tüm ülkede belli bir niceliğin altındadır. Hep tekrara düşerek söylüyoruz ya; bir Adanasporlu profili hem tribünde hem de sosyal hayatta, hem de siyasette aslında genelden hiç de farklı değildir. Ülkenin %10’u solcuysa Adana taraftarının da %10’u solcudur. Türkiye’nin %1’i zenginse Adana taraftarının da%1’i zengindir. Kitap okuma oranı da, diğer toplumsal haller de bu noktada farklı değildir. Tahlil, bazen bir Türkiye tahlilidir. Kendi taraftarına manalı birtakım nitelikler atfetmek yalnızca romantik bir heyecandandır, başka da bir şey değildir. Sonuçta bu takımın taraftarı bu ülkenin vatandaşıdır, fotoğraf da tamamen bir Türkiye fotoğrafıdır.( Yazını devamında görüşmek üzere…)

Yazar: Editor