2009-09-08 10:24:48
taraftar yazıyor
Niçin Yenildik?

Bir başkadır Turuncu sevdası… Gördüğün her turuncuyu Adanaspor diye kucaklarsın… Gördüğün her turuncuda Adanaspor ararsın… İspanyol Liginde Valencia’yı, Ukrayna Liginde Shaktar’ı, milli takımlar içinde Hollanda’yı sevmemiz içimizdeki bu Turuncu aşkındandır…

 Bir başkadır Turuncu sevdası… Türkiye ligini ikinci bitiren ilk Anadolu takımı olmanın gururudur bu sevda… Kapanma aşamasına gelip küllerinden doğan bir takım olmanın haklı sevincidir bu sevda… Bir kentin içinde ötelenen, öteki sayılan bir takımın taraftarı olmanın bilinçli direnişidir bu sevda…

 Ekranın karşısında Adanaspor- Rizespor maçını izlerken bunları düşündüm… Gaziantep Kamil Ocak Stadı’nı 5 Ocak Stadı’na çevirmeye çalışan taraftar kitlesini görünce Adanasporlu olmanın ne demek olduğunu daha iyi anladım… Ligde ikide iki yapmış bir takım olarak çıktık Rize karşısına… Üçte üç yapacaktık ve tıpkı eski günlerde olduğu gibi “Titre 1. Lig Adanaspor geliyor!” diyecektik… Bizler buna inanmıştık… İnandığımız için Tur-beyler grubu Gaziantep Kamil Ocak Stadı’nda yerini almıştı… Futbolcular da inanmıştı. Ki daha üçüncü dakikada Emre Aktaş ile golü bulduk… Rize beraberliği yakaladı ama bir dakika sonra yanıt verdik İzzet’le…

Peki, ne oldu da yenildik… Bu kadar inançlı bir toplulukta aksayan dişli neredeydi? Yanıt çok açık aslında… Takımı yöneten-daha doğrusu yönetmesi gereken- kişi galibiyete inanmıyordu… Sistemi Emre ve Mbilla’ya atılan uzun toplarla kuran Ekrem AL, Emre’nin sakatlığını hesaplayamamıştı, yani Hoca’nın B planı yoktu… Emre çıkınca sistem kilitlendi… Aslında kilitlenen sistem değil Ekrem Al’ın ta kendisiydi… İkinci yarıya hızlı başlayan Rizespor’u durdurmaktan başka bir şey düşünmedi Ekrem AL… Oysa Adanaspor durdurmak için uğraşmamalı, bu Rizespor’un sorunu olmalıydı… 2–1’lik skorun üstüne yatmaya çalışan Hoca’ya Rize ilk uyarı atışını gönderdi ve beraberliği tekrar sağladı… Mbilla’nın olağanüstü çabası ile kazanılan penaltı atışı tekrar öne geçirdi bizi ama Ekrem Al’ı uyandırmaya yetmedi… Takım bocalıyor, futbolcular şaşırıyor, Hoca ise yalnızca izliyordu… İzlemeyen ise  Oktay Çevik ve Hasan vezir idi… Gerekli hamleleri yapıp maçı kazanmayı bildiler… Yetmiş beş dakika S.O.S veren bir takıma müdahale etmeyip oyuncu değişikliği hakkını doksan artı üçte kullanan bir teknik direktör için ne söyleyebiliriz ki…

Ekrem Al, futbolun aslında bir satranç oyunu olduğunu unutup bir tavlacı  gibi zarın iyi gelmesini beklemiştir. Ama düşeş atan Oktay Çevik  olunca mars olan Adanaspor olmuştur… Rakibi küçümsemek yanlıştır, doğru; ama kendini küçümsemek yanlışlıktan öte yüreksizliktir… Ekrem Al, bu gece Adanaspor’u küçümsemiş ve Rize’ye hiç de hakkı olmayan üç puanı armağan etmiştir…

Şimdi bazı kişilerin: “daha ilk yenilgi, normaldir, Adanaspor’a zarar vermeyelim, Başkan’ı küstürmeyelim” gibi beylik sözler ettiklerini duyar gibiyim… Bunu diyenler unutmamalıdır ki “Teknik Direktör” futbolcu için her şeydir… Bu nedenle kenarda Fatih Terim’i gören oyuncularımız beş dakikada Çekleri sahadan silmişlerdir… Emre çıkmış, sistem aksamış, futbolcu Hoca’ya bakıyor, ondan medet umuyor… Peki Hoca ne yapıyor? 75 dakika (zorunlu Emre değişikliği hariç) oyuncu değiştirmiyor… Metin kenarda otururken Özgürcan’ı marke etmesi için Onur Demirtaş’ı alıyor… Bunu Rize hocası anlıyor ve Özgürcan’ı kenara alıp Çağrı’yı oyuna sokuyor… Sonuç mu? Çağrı’nın çabası ve skor 3–4…

 Bir başkadır Turuncu Sevdası… Gündüz tekin Onay’ların, Dorde Miliç’lerin yönettiği bir takımın Hocası olmak ise bir başkadır demiyorum, çok zordur… Bunu taşımak ise tek cümle ile : “YÜREK İŞİDİR!”

 Bu maç şunu göstermiştir ki: Maç başladıktan sonra futbolcularımız sakatlanmasın diye dua edeceğimiz, rakip takım hocaları satranç bilmeyen kişiler olsun diye bekleyeceğimiz, şans faktörü hep yanımızda olsun diye tespih çekeceğimiz bir sezon bizi bekliyor… Niye mi? Çünkü gemi kaptansız gidiyor…

 F. Murat Seferbeyoğlu

Yazar: Editor