- Görünen o ki, alkış konusunda ortak bir nokta bulamamışız… Görünen o ki, küfür konusundaki uzlaşıyı alkış konusunda yakalayamamışız… Ve her şeyden önemlisi, biz derdimizi anlatamamışız… Anlatamamışız ki Sevgili Hakan, rakip tribüne davet konusunda ısrar ediyor… Öyleyse baştan başlayıp derdimizi biraz daha açık anlatalım… Öyle bir coğrafyada yaşıyoruz ki sevincimiz, hüznümüz, düğünümüz, sünnetimiz abartıya bulaşmıştır yüzyıllardır… Ölümüne severiz, ölesiye içeriz, düğünde silah atarız, sünnette korna sesleri ile kenti ayağa kaldırırız… Futbol cephesinden bakınca da farklı değildir bu görüntü… Yenilgi sonrası cenaze marşları çalar, galibiyet sonrası destanlar yazarız… Bu bizim kültürümüz… Bu bizim yaşam biçimimiz…
- Neden böyleyiz biz? Neden ortamız yoktur bizim? Neden eleştiri sözcüğünden çok haz etmeyiz… Neden eleştirmek adına bütün değerlere saldırırız? Görüyorsunuz ya, sorular art arda geliyor… Bu soruların yanıtları ise bu coğrafyanın havasında suyu saklı galiba…
- Bir de işin şu boyutu vardır, yurdum insanında… Kendi takımını alkışlayan rakip taraftarları kardeş ilan eder; ama kendi taraftarı rakibi alkışladı mı damga hazırdır: İhanet! Öyleyse adres de hazırdır: Rakip tribün… Bunun adı nalıncı keseridir… Nalıncı keseri “hep bana, hep bana” diye vururmuş… Oysa testere olmak gerekir; çünkü testere “bir sana, bir bana” diye kesermiş… Yazılar yazılıyor ve Altay taraftarı şiddetle kınanıyor, federasyon göreve çağırılıyor… Biz hak ettik, emek verdik, böyle davranmamalıydı Altay taraftarı deniyor… Peki sizi yenen takımı, tam da bu noktada, emeği için alkışlayanları niye ihanet zincirini tutmakla suçluyorsunuz, diye sormazlar mı o zaman…
- Şimdi gelelim Giresun maçına… Giresun alkışı bir tepkidir; tepki yenilgiye değil, ruhsuzluğa ve inançsızlığadır… Ne yenilgiler görmüşüz, bırakın rakibi alkışlamayı futbolcularımızı bağrımıza basmışız, tribüne çağırıp alkışlamışız… Buca maçı sonrası, böyle oynayın, sonuç hiç önemli değil demişiz… Peki uzlaşamadığımız yer neresi… Giresun maçındaki oyun anlayışının yetersizliği, gençlerin 36 yaşındaki bir adamı durduramaması, Tolgahan’ın kalesinde güven vermemesi gibi noktalar herkesin gördüğü ama takıma zarar vermemek adına konuşmadığı konular… Yaş ortalaması 22 olan bir takım 36 yaşındaki bir adamı durduramıyorsa ben bunu söylemekten çekinmem… Yaş ortalaması 22 olan bir takımda, futbolcular düştükleri zaman kalkmıyorlarsa ben rakip takımı alkışlarım… Ruhsuz, inançsız bir takıma destek vermektense rakip tribüne kaçarak değil kalabalığın içinde “kral çıplak” diyerek Giresun’u alkışlarım…
- Bizim elimizdekini yitirme korkusu ile eleştiri hakkını saklı tutmamız nelere yol açıyor görmüyor musunuz? Giresun maçında sahada gezinen Fevzi, Altay maçındaki oyunu ve golü sonrası beylik sözlerle açıklama yapıyor: “Bizi yerden yere vurmayın” Siz yerden yere vuran bir yazı okudunuz mu hiç? En acımasızını ben yazmışımdır; ama o da Sevgili Hakan’a takıldı…
- Bir konuda Hakan’a katılıyorum, Adanaspor zor şartlar altında mücadele ediyor… Bu zorluğu Başkan, Hoca, taraftar yaşıyor… Ama tüm ligler içinde futbolcusuna borcu olmayan bir takımda oynayan bir futbolcunun bir maçlık da olsa “ruhsuzluk ve inançsızlık” lüksü yoktur… Ve her şeyden önemlisi, bir futbolcuyu, hocayı, oyun anlayışını eleştirmek ya da buna yönelik tepki alkışını rakibe sunmak turuncu sevdadan vazgeçmek demek değildir.
Fatin Murat SEFERBEYOĞLU

Hiçbir kabilenin, değil yabancılara, birbirlerine bile yurtlarını satmaya hakkı yoktur.




























