2017-01-17 13:15:57
tribünden simalar 6 hakiki isa

Tribün Efsaneleri

 

Hakiki İsa veya Ulubatlı İsa

70li yılların bıçkın delikanlısı, futbol sahalarının aranan ofansif kanat oyuncusudur İsa. Ayakta bez ayakkabılar ile kah Milli Mensucat sahasında, kah Pırasa Tarlasında soluğu alan Hakiki İsa, kendi döneminde fırtına gibi esen ancak hayat mücadelesine yenilip futbolu hobiden öteye geçiremeyen yüzlerce efsaneden birisidir.

Hızlı gençlik yıllarında sahadaki enerjisi ve isteği kadar tribün ortamında da racon kesen, ön saflarda her daim kendine yer bulan, korkusuz ve mangal yürekli Hakiki İsa ağabeyimiz Adanaspor tribün emekçilerinin hafızalarında geniş yer tutar. Onu tanımayan ya genç kuşaktır ya da tribünün tozunu yutmamış entelektüel kişilerdir…

1980lerde Arjantin köşeyi kendine mevzi edinmiş, kendince yöntemleriyle Adanaspor tarihine önemli izler bırakmıştır İsa dayımız. Turuncu-Beyazı anlatırken, bir biz varız bir de Hollanda diyen İsa dayı, “Benim milli takımım da turuncu-beyaz”dır diyip, bir Adana derbisi anısını anlatırken nemlenen kirpiklerini gizleyemez:

“Dünyada iki takım var turuncu. Bir biz varız, bir de Hollanda. Onlar da bizim takım, milli takımımız.

Bir Demirspor derbisi günü. Demirspor tribünlerinden birisi santraya bayrak dikti. Yarım metrelik bir bayrak. Stadın bir bölümünde uğultu yükselirken, bir yandan da derin bir sessizlik hâkim. O an tellere tırmanışımla sahaya atlayışım saniyelik olay. Santraya doğru gidiyorum ama polis gelir beni alır falan diye öyle tazı gibi değil! Ağır ağır… Peşimden ne gelen var, ne de bana mani olmayan çalışan birisi. Ağır ağır yaklaştım santra noktasına.

Sessizlik arttı, merak içinde herkes. Elimde kalem gibi bir aparat var, o dönem Hollandadan arkadaşım getirmişti. Santraya geldim, aparatın üzerindeki düğmeye basmamla beraber rengine gurban olduğum 5 Ocakın ortasında süzüle süzüle açıldı. Adamlar yapmışlar baba. Bir anda 5-6 metrelik dev bir bayrak açılıverdi, altındaki diğer bayrağı gözükmeyecek şekilde kapladı. O gururu, o heyecanı nasıl anlatayım ki?”

Sahaya bayrak diken adam olarak ta tanınır İsa dayı. İç saha, deplasman fark etmez, her yerde Adanaspor bayrağını illa santraya dikecek! Hastalıklı bir saplantı gibi…

1996nın sonbaharında Konyada da benzer bir hikâyesi vardır yine Ulubatlı İsanın. Hakiki İsayı, Ulubatlıyı efsane yapan olaylardan birisidir bu aslında. Uzanlar döneminin başlangıcı, galiba ilk deplasman maçı. Yaklaşık 20 otobüslük, geniş katılımlı bir Konya deplasmanı yapılmıştı.

K. Hamdinin penaltı kaçırdığı ve Konyaspora 1-0 kaybettiğimiz sıcak bir pazar günü. Maç henüz başlamamış, takımlar ısınmış, soyunma odasına gitmişti. Statta sakin ve gergin bir bekleyiş hâkim. Stat full dolu.

Elinde bayrak sahaya atladığı gibi kendini santrada buluverdi. O bayrak santraya dikildi, Konyalılar çıldırmış durumda. İsa dayıyı, 4-5 güvenlik görevlisi zor zaptetmiş ve geri tribüne getirmişti.

Aynı İsa bir-iki sene sonra Adanasporun içerisinde olmadığı bir extra play-off maçında Ankarada 19 Mayıs Stadında ekranlara takılmıştı. Yanılmıyorsam bir Diyarbakırspor-Altay maçı. Hakemin yanına kadar koşuşu, sahadaki kovalamacayla son bulmuştu. İsa dayı için artık sahaya atlama, rutin bir hal almıştı.

Yıllarca her deplasmana gitti. İç sahada maç kaçırmadı. Tantana Kemallerle, İbolarla, Arjantin Köşedeki efsanelerle büyüdü ve yaşlandı. Şimdilerde 60larında ihtiyar bir delikanlı.

Elinde gülleriyle güney mahallelerindeki restorantlarda ansızın karşınıza çıkabilir. Bilekten itibaren olmayan bir ayağı ve koltuk değneğiyle ekmek parasının peşinde.

“Rize deplasmanında o kadar gülü naptın?” sorusuna, “Baba deme yaa!” derken, kendisini hatırlayışımızla efsane bir akşam geçirmemize neden oldu İsa dayı. Polise, askere, güvenlikçiye, futbolcuya, taraftara herkese gül dağıtmıştı Rize deplasmanında. “600 gül almıştım oraya giderken.” Diyerek hatırasını paylaşan İsa dayı, artık benim sahaya atlayacak halim yok, güllerimi atıyorum der gibiydi, kendisi de zamanında sahaya atlayışlarını aslında bir gül edasında gerçekleştirdiğini ima edercesine…

Süleyman Demirelde, Mendereste ara ara karşımıza çıkardı, sonraları oralara da gidemez oldu, Kazancılarda, Nuri Has Pasajında gülleriyle devam ediyordu hayatına. Şimdiler de orası da uzak diyar İsa dayıya. Çıkamıyor mahallesinden, gidemiyor oralara. Akkapıda, Hadırlıda kendi küçük dünyasında şimdilerde…

“Fenere gidesim var baba ya?” derken, 20lik ruhuyla, 60lık yorgun bedenine isyan edercesine İstanbul deplasmanını hayal etmesi, istemesi samimiyetinin ve saflığının belgesi adeta! Kulübe ve haliyle başkana da kırgın ve kızgın biraz. “Asansör takım olmasak baba be!” sözündeki içtenliğiyle gecemizi efkârlandıran İsa dayı, seni unutmayız…

Tanıyanı ve seveni çok ama kimsesi yok gibi. Adanaspor için meczup ve mağrur bir ihtiyar delikanlı.  Bir Baba Hindi İsa ve Eskici İsanın ağabeyi, Hakiki İsa Dayı, nam-ı diğer Ulubatlı İsa.

Unutmayız…

Cem Kaplanoğlu

Yazar: Editor