


Önce seni görmezden gelirler, sonra seninle dalga geçerler, sonra seninle savaşırlar, sonra kazanırsın.
Hiçbir kabilenin, değil yabancılara, birbirlerine bile yurtlarını satmaya hakkı yoktur. 
*

*
sol
Hakan Savlı
Bir zamanlar, Burma dağlarında, bir kralın yedi kızı varmış. /Hepsi melekmiş onların, ayışığında yaşarlarmış. /Günlerden bir gün yeryüzüne yıkanmaya inmişler, /dolaşmışlar gölleri, mercan tarlalarını…/kona kona okyanus kıyısına konmuşlar. /Dinlemişler Denizin sesini, zamanın nefesini…/Dolaşmışlar gece pazarında, kayıklar arasında. /Havada yanık karideslerin, haşlanmış pirinçlerin kokusu. /İpek lambalar satan, fil besleyenler arasında… /En küçük melek, Pattaya’da kaybolmuş ./Gece pazarında altı kardeş gözyaşları içinde aramışlar onu. /Ellerinde kanadının ıslak kirli tüyü, /dolaşmışlar nemli masaj salonlarını,go-go barlarını, bu kızı gördünüz mü. /
Bir ablası kuzeye uçmuş, /kışlık sarayın bahçesinde ışığa yalvarmış …/Işığın uzun uzun sustuğu saray avlusunda /çanlar çalarmış ve tütsü yakan rahipler /gölgelerin gözyaşlarını dinleyip onu hatırlarlarmış... /Bir ablası cennetteki eve koşmuş, ama kimse yok… /Avluda meyve ağaçlarının arasında koşan, /uyuyan kralın eteğini tahta bağlayan, /günışığının gül bahçelerinde kanatlarını /sevinçle açan çocuk orda yok. /
Bir ablası orkidelere koşmuş, yağmur süremlerinde, /onu rüyalarıyla oynarken bulurum diye… /kuma üç ağaç çizmiş (bu orman demektir), /sormuş ormana, onu gördünüz mü…/taşlarda dolaşamaz ayakkabısız.. /
Bir ablası insanların gözlerine bakıp durmuş bulvarlarda, /Falangların ardına düşmüş, kirli sokaklardan geçmiş, gördünüz mü bu kızı…/çok uzağa gidemez, melekler yaşayamaz insansız. /Öksüz bir çoban demiş onu gördüm. /Sabaha karşı, şu keçi yolunda… /dedim ki kimsin, dedi ben seni tek düşünenim. /
Sol avcunu yüreğime koydu. /Dedi beni sadece öksüzler görebilir /Çünkü yavrum öksüzlüktür sol. /Ölü bir asker demiş onu gördüm, /dumanlıydı tarlalar, yıldızlar vardı, /ovdu kopuk ayaklarımı, /sol yanımda uyudu… /Dedi seni sadece ben görebilirim. /
Çünkü yavrum kardeşliktir sol. /Yaşlı bir şair demiş, oradaydı. /Bir artıktı hastane odasında. /Yine de gülüyordu…/Çünkü vazgeçmemektir. /Gece pazarında, bütün melekler, koparıp parça parça /dağıtmışlar kanatlarını… artık uçamamışlar. /
Çünkü…vazgeçmektir sol. /Kendinden vazgeçmektir. /Bitti sanırsın… şiirin çağı… Ama suçsuzluk yeniden başlar. /Sen belki çoktan yitirmişindir ışığını /
ama altı kardeş, orada oturmuşlar /dinlerler Denizin sesini /…Yusuf’un,…. Hüseyin’in…/zamanın nefesini /yaklaşan Tsunami’nin hışırtısını…(Chiang Mei Ağustos 2007- Şubat 2008 Umuttepe)
*
'GÜNDÜZ TEKİN ONAY' için
Gölgesi Ağır Adam
ömür beyaz bir gemiyken/ belki bir isim mırıldandı/ öyleyse, bize kalan// koca bir ömürden sonra// zarif bir armağandır bu.../ sessizce ağlıyorlardı/ rüzgâr vadiye çimen kokularıyla iniyor/ ağıtlarla akıyor, nehir boyu atlarla/ ormanda bitiyordu/ tütsüler, defneyaprakları, karanlıktan kalmış meşaleler, yanık tahta kokusu/ kulaktan kulağa fısıldıyor/ akmeşeler, bin yıllık gürgen, yabanıl otlar, eksilmiş dans/ gündüzdoğumu/ güzel bir ömrün hatırası bu/ güneşten kopup gelmiş/ turuncu bir gündoğumu
*
RED'in Ocak 2009 (28.) sayısı gazete bayilerinde ve kitapçılarda...RED / balans ayarı bozulanlara da bire bir...Ayda tek draje... Reddetmenin tüm halleriyle... RED...
REDdetmekten değil, geç kalmaktan kork!
Biz (RED)sınırlarını ve kurallarını egemen sınıfın belirlediği müsamereye katılmıyoruz; elimizden geldiği, gücümüz ve sesimiz yettiği kadar işçilerin, emekçilerin, ezilenlerin, kendi kaderlerini ellerine almaları gerektiğini savunuyoruz. Bunun için mücadele ediyoruz." Ümit Dertli'den.
*
Bulmalı İzlemeli
Smoke(Duman)
En yalın insan hallerine dair çarpıcı ve incelikli bir film Smoke yani Duman.Paul Auster'in enfes senaryosuyla..
-
Akdeniz (Mediterraneo)

2. Dünya Savaşında İtalyan ordusundan küçük bir birlik işgal için bir Yunan adasına çıkar.Savaşın anlamsızlığı, arkadaşlığın anlamı...Biz anlatmayalım ama siz izleyin...
*

İşte böyle Laz İsmail / Mesele esir düşmekte değil / Teslim olmamakta bütün mesele
Nazım Hikmet
*

seninle bir bütün olabilirdik, hoşça kal canımın içi hoşça kal, hoşça kal iki gözüm hoşça kal (hiçbir ikiyüzlülüğe bulaşmadan diyoruz ki Ahmet Kaya'yı seviyoruz.Linç edilmesine sebep olan sözlerin daha radikallerini öyle muhteremler sarf etti ki şaşırdık aldık. Hala da ediliyor. Biz de onun şarkılarını hala dinliyoruz. Daima merhaba, Ahmet Kaya!)
*
BEN HAYATTA EN ÇOK BABAMI SEVDİM
Ben hayatta en çok babamı sevdim
Karaçalılar gibi yardan bitme bir çocuk
Çarpı bacaklarıyla -ha düştü ha düşecek
Nasıl koşarsa ardından bir devin
O çapkın babamı ben öyle sevdim
Bilmezdi ki oturduğumuz semti
Geldi mi de gidici - hep , hep acele işi
Çağın en güzel gözlü maarif müfettişi
Atlastan bakardım nereye gitti
Öyle öyle ezber ettim gurbeti
Sevinçten uçardım hasta oldum mu,
Kırkı geçerse ateş, çağırırlar İstanbul'a
Bi helallaşmak ister elbet , diğ'mi oğluyla!
Tifoyken başardım bu aşk oy'nunu,
Ohh dedim, göğsüne gömdüm burnumu,
En son teftişine çıkana değin
Koştururken ardından o uçmaktaki devin,
Daha başka tür aşklar, geniş sevdalar için
Açıldı nefesim, fikrim, canevim
Hayatta ben en çok babamı sevdim.
CAN YÜCEL

*
RUHİ SU
unutulmazsın

Yıkılır sıra sıra el kapıları, el kapıları da kölelik kapıları
*
İTİRAZIN İKİ ŞARTI
Çok olmadığımız kesin/ çok olan tarafta değiliz/ çok olan tarafta olmayacağız/ türkiye’de kürt olacağız/ kürtlerde ermeni/ ermenilerde süryani/ gidip almanya’da türk olacağız/ hollanda’da surinamlı/ fransa’da cezayirli/ iran’da azeri/ amerika’da zifiri zenci olacağız/ çoğalan zencide mutlaka kızılderili/ israil’de filistinli/ köpeğin karşısında kedi/ kedinin karşısında kuş olacağız/ kuşun karşısında börtü böcek/ hakemler hep karşı takımı tutacak/ ve hep biz yedi kişiyle tamamlayacağız maçı/ çiçeklerden kamelya olacağız/ az kolumuz tarafında/ solda olacağız/bu itirazın ilk şartı/ solda da az olacağız/ devrimi çoğaltırken çünkü/ biz başka devrime hızla azalacağız/ bu da itirazın ikinci şartı
NEVZAT ÇELİK
*
Nereyi sürdüysem orası benim toprağımdı. Toprak herkesindi. Hiç kimsenin kendisinin olduğunu söyleyemediği bir şeydi toprak. İnsanların kendilerinin olduğunu söyleyebildikleri tek şey emekti.
Tolstoy
*
Ahmed Arif'ten

...
Bu zindan, bu kırgın, bu can pazarı,
Macera değil.
Yaşamak, sade "yaşamak"
Yosun, solucan harcıdır.
Öyle açar ki murat.
Susuz, güneşsiz de kalsa, koparılsa da
Şavkı, bulut güllerinden daha bir suna,
Daha bir burcu - burcudur.
...
*
*

*
Farklılıklarımız ve Renkliliklerimizle El Ele...

Hem Adanaspor Hem de Daha Güzel Bir Hayat İçin...
*
*

Cebimizde kızıl sapanlar
Adana’da, Asri Sinema sokağında çocuklar
tek tek ezberlerlerdi afişleri
"renkli
sinemaskop
Türkçe"
yetmişli yılların
kimi sansürsüz filmlerinin fettan kadınları
düş olurdu
çocukluk gecelerine
o zamanlar sevilmezdi Erol taş
-yokmuş gibi şu hayatta başka kötü adam-
Hulusi Kentmen ise babacan
hayalleri hikayeleri
kahramanları gribeyaz
-kavgada yok kalleşlik
esas oğlan dediğin mert olur
aşk desen mevzuyu bozan bir kadın-
gün turuncuya dönene kadar onlar
o hayat senin bu hayal benim
filmciler sokağında önünde afişlerin
-derken/gün yorgun biterken-
Yılmaz Güney hüznü bakışlar
eve Şarlo dönüşler
misketler ceplerinde
kayışlarında kızıl sapanlar
o sokağın sonunda
bir film afişidir aslında
turuncudan akşamlar
*
*

HAKAN SAVLI
AVNİ USTA
Sermişler bedenini Hevsel Bahçelerine/kadınlar kuşlar bakmış uzaktan /“Avni Usta gitti” demişler…/Adana, eski Viyanayla birleşmiş o gece/Küçüksaatte köprüler, taş sokaklar doğmuş/ve çırak kalabalık bir salonda odun sobasının uzağında/ ya da sigarasını saklayıp ölünün başucunda/“demek öldün ha usta” demiş/…derler ki, Mozart, Arzu sinemasına kadar yürümüş o gece/afişlere bakmış, şalgam içmiş. /“Avni Usta gitti” demişler başını alıp çınar altlarından/ beklemedi Castro’nun ziyaretini…/Merzifonlu Karamustafapaşa Yanıkkaleye geçmiş o gece/kuşatmanın son günleriymiş yanlarında bir kemancı çırağı/Habsburg imparatoruyla hayattan filan konuşmuşlar/kendi ibrettaşını okşar dururmuş/Nazlı Tuna yavaş yavaş akarmış/o gece yeniçeriler bir nur alemine dalmış/ Taş Viyana hiç durmadan ağlarmış/dur demiş usta/yorgun bir göçmen kuşun/çaresizce denize indiği yere yakın/ bir yerde, evlat, onurlu bir yerde dur/göm dişleri sökülmüş fil leşlerini/ustanı bile göm bu dümbük dolu dünyanın dibine/sus, başucumda bana hıçkırıklarını dinletme/“Avni Usta gitti” demişler/ güneş nasıl oynatırsa rüzgarda perdeleri /turuncu bir ışık nasıl çırpınırsa kumaşta/gitti bir dumanın kayboluşu gibi/yetimler taşısın nemli toprağa beni dedi/ölü öğrenciler, hayalciler taşısın/cenazede yüzbin kişi toplanmış, /Aziz Stefan Katedraline götürmüşler onu/ bin tonluk çanlar çalarmış gökte/uçaklar devrim şarkılarıyla it dalaşında/imam sormuş kurşun yarası mı, aşk belası mı, siyaset meselesi mi ?/cemaat bir ağızdan hepsi demiş /işte Mozart, Türk Marşını o gün yazmış.
*
Uzak Kaderler İçin
...
Bir gün, bir parkta otururken, biliyorum/
Bir el yağmurla dokunacak omuzuma/
Bir çift göz, bir davet, bir kalp/
Çoluğu çocuğu terk edeceğim./
Yapraklar dökülecek, çiçekler solacak/
Bir sonbahar, bir sabah ve bir yağmur olacak/
Toprak ve insan kokularıyla,/
Uğultulu bir sarhoşluk içinde, yıllar için/ Başımı alıp gideceğim

Turgut Uyar
*

Yaşar Kemal, yalnızca çağımızın en etkili, en çarpıcı, en önemli yazarlarından birisi değildir; hatta sözlerin ağırlığını tartarak, kelimenin tam anlamıyla söylüyorum, bütün çağların da...
'Marius Nogues'
İnce Memed/ Hem Çukurova'nın hem de Anadolu'nun destanı, gayrıresmi tarihi... Okuyun, hayatınıza ve hayallerinize dair tatlar bulacaksınız.
*
ÇİÇEK DİYE BİR HASTALIK
özge resimler çizmiş bir ağaç dalının üstüne
bu sonbahar en eski öyküsü sevdamın
şefkatli bir gökyüzü üstümüzde
ağustos keman kutusuydu poyrazda
eylül çam kolonyası edilmiş ilk dans
ekim bir kırmızı yaka çiçeği hüzün törenlerinde
kasım yavaşça geliverdi işte
küçücük elleri vardı oysa yenik tırnakları
ben şiiri hiç aramadım o hep yüzümde
bir çiçek çizmiş özge ağacımızın dallarına
asılı duracak hep sonsuz bir evin sarı duvarında
aşk çiçek diye bir hastalık
hüzünlü gülüşler bırakan pencerelerde
saçlarını vitrin camlarında tarayan
çiçek diye bir hastalık vardı çocuktum
pembe dokunuşları reçetelerin yoksul evlere
karanlık satırlarında yüksek ateş
ön dişimdeki leke ondan kaldı
yüzümdeki elma kokusu ondan
aşk bütün beyazlarda gülümseyen bir vişne lekesi
bu şiirin en uzun dizesi aşk
ağustos denize düşen yüzük
eylül kapıya bağlanıp çekilen diş
ekim yağmurda yürünmüş geceler
kasım paltosunu çıkarıp astı işte
küçücük elleri vardı oysa haziran saçları
ben şiiri hiç aramadım o hep yüzümde
yıllardır kimseye bulaşmayan
çiçek diye bir hastalık vardı işte
ONUR CAYMAZ
*

*
BALIK AĞZI
Bu bir kılıçbalığının öyküsü
Yazılmasa da olurdu
Ama bizi yeni sulara götürecek akıntı durdu
Uskumrunun arkasından gidiyorduk
Sürünün içinde ben de vardım
Sırtımda bir zıpkın yarası
Mutlu olmasına mutluydum
Nedense gitmiyordu kulağımdan
Bir türlü o "ağ var" sesleri
Denizkızı girmiş düşünceme
Ben iflah olmam
Dalyanları birbirine katmak orkinosların harcı
Dolanınca ağa çok geçmeden küserim
Bir çocuk bile çeker sandala beni
Bu kadar ağır olmasam
Beni böyle koşturan yaşama sevinci
Kanal boyunca bir o yana bir bu yana
Siz yok musunuz siz derya kuzuları
Kestim kılıcımla karanlığını dibin
Yakamoz içinde bıraktım suları
Ah ayaz gecelerde olur ne olursa
Sırtımda bir zıpkın yarası
Alın beni mor kuşaklı bir takaya götürün
İri gözlerimde keder
Kılıcımda hüzün
Satın beni satın beni
Rakı için

HALİM ŞEFİK GÜZELSON
*

*


