Ömrümüzün Sureti

on yedi kadın bu fotoğrafta/ orada bir yerde tandır var/ ekmek yapıyorlar/ bin dokuz yüz altmış altı senesi/ birinin kucağında bir çocuk, babası birkaç yıla almanya’ya gidecek/ sofrada siyah zeytin, çaydanlık, ekmek kırıntıları, sinide un/ portakal çiçeği kokan bir hayattan bakıyorlar/ ‘hiç solmayacak zannettiğimiz bir çiçekti ömrümüz/ ama işte birçoğumuz ölmüşüz'/ kadının kolunda bir saat/nişanlıyken almış kocası/ sene bin dokuz yüz altmış altı, hüzün nerden bilecek sizi/ ‘biz ekmek yapıyoruz birkaç kadın/ bazımız on yedisinde taze gelin/ ölümsüz bir çiçekti sanki hayat, ama işte ölmüşüz, heyhat’/ donmuş bir ay, gülümsüyorlar, zaman henüz teşrinievvel/ ‘ölüm gölgelerimize saklanmış, dersem kim anlar beni/ oysa mutluyuz'/ toprak evin avlusunda/ arkada portakal bahçesi, erik ağaçları, yenidünyalar/ ömrün sureti asmalar/ ‘biz on yedi kadın, işte ölüyoruz/ ah, ekmek açıyoruz'…

Hiçbir kabilenin, değil yabancılara, birbirlerine bile yurtlarını satmaya hakkı yoktur.




























