2009-09-11 00:42:43
yılmaz

 Yılmaz Güney

Bereketlidir “Çukurova” toprağı…  Bire bin verir istediğinde… Pamuk gülen yüzüdür bu toprağın, portakal yanan yüreği… 

Irgatların kentidir burası… Ağa kapısından kaçıp gelen marabaların sığınağıdır… Herkese kucak açar, herkesi sarıp sarmalar bu kent… 

Yeşil diyarı Bursa varsa, Peygamberler Şehri ise Urfa, Mevlana’yı bağrında taşırsa Konya, bu kentin de söyleyecek bir çift sözü vardır elbet; çünkü bereketli olan yalnızca toprak değildir bu kentte… Yaşar Kemal’le dile gelir çoğu zaman bu kentin dağları, ovaları… Orhan Kemal bekler fabrika önlerinde… Şener Şen güler güldürür filmlerde…

Bütün bunların içinde biri vardır ki bu kentin her caddesinde, her alanında, her mahallesinde çıkar karşımıza… Bizdendir, bizimdir çünkü… “Taçsız Kral” lara inat “Çirkin Kral” dır o… Bükük boynu, düşük omzu ve mağrur bakışı ile Yılmaz GÜNEY’dir o… Ya da bir başka deyişle İstasyon Meydanı’nda iz bırakan “Faytoncu Cabbar”dır o… Bundan tam yirmi beş yıl önce bugün (09.09.1984) sabah kalkıp gazete almaya gittim… Bir gün önce Adanaspor, Göztepe ile oynamış yenilmişti… Yorumları okumak ve maçla ilgili bilgi almaktı amacım… Gazeteyi elime aldığımda karşıma gelen ilk haber ciğerimi yaktı… Şöyle diyordu haber: “Yılmaz Güney Öldü”… Bir şey düşünemedim, yalnızca ağlamak, sarsıla yıkıla ağlamak istedim…  

Yirmi beş yıl önce “hoşça kal” derken yaşama, ardında sayısız ödüller bıraktı  Yılmaz Güney… En önemlisi ise bu kentin sokaklarından başlayarak Türkiye’ye ve dünyaya duyurduğu sesti. O ses ki ırgatların, marabaların kendilerinden bile gizlemeye çalıştıkları isyandı… O ses ki otoriteye  karşı duran “Anadolu Çocuğu” idi… O ses ki salon oyuncularının ütülü, kolalı giysilerine inat şalvarı ve boynunda mendiliyle “Çukurova İnsanı” idi… 

Bereketlidir “Çukurova” toprağı…  Bire bin verir istediğinde… “Faytoncu Cabbar” çaresiz insanıdır bu toprağın, “Yılmaz Güney” yanan yüreği…  

Fatin Murat Seferbeyoğlu

Yazar: Editor