2014-10-29 18:16:21
yön etmece

Yönetememenin Hikâyesi veya Çiko’nun Stratejik Derinliği

Yönetemediler, ortalama insan ömrünün önemli bir dilimine denk gelecek bir zamandır bu ülkeyi fiilen yönetiyorlar kelimenin düz anlamında ama işte yönetemediler, hiçbir şeyi yönetemiyorlar, yönetemeyecekler.

Sağlığı yönetemediler, örneğin; Genel Sağlık Sigortası Yasası çıkardık, dediler, artık herkesin sağlık sigortası var, diye eklediler; ama “işsizlik sigortasından yararlanamayan işsizler, kayıt dışı sektörde çalışanlar, primini ödeyemeyen esnaf ve sanatkârlar, çiftçiler, 18 yaşını dolduran ve çalışmayan kız çocukları genel sağlık sigortasından yararlanamıyor. Ve en önemlisi sağlık politikasının genleriyle oynayıp koruyucu sağlıktan tedavi edici sağlığa geçerek 82 Anayasası ile birlikte hak olmaktan çıkıp piyasalaşma sürecine giren sağlık, iktidar ile birlikte bu dönüşümü neredeyse tamamladı.  Sağlığı paralı hale getirerek hastaneleri işletmeye dönüştürüp çalışanları güvencesizleştirdiler.

Sanatı yönetemediler; tiyatroya kafayı takıp kendilerin benzemeyen her sanatçıyı linç edip-ettirip ortalığı beberuhilere bıraktılar. Bu arada Yavuz Bingöl ne yapıyor, son sekansta bir rol kapmadı mı hala? Yılmaz Erdoğan hocasının arkasından çok geç gitti bre.

Sporu yönetemediler; devşirmelerle koşmaya çalıştılar, koşamadılar, tıkandılar kaldılar. Yanında futbolu yönetemediler, her boka maydanoz oldular. Örneğin yeni adıyla PTT 1.Ligde diledikleri takımları şampiyon ederek bu ligi parti arka bahçesi yaptılar, hangi takımların bu süreçten sebeplendiğini uzun uzun yazarım da bildiğiniz mevzu, uzatmayayım. Ortada bir Osmanlısipor vakası var abi, daha ne diyeyim.

Dış politikayı yönetemediler; coğrafyaya bir Osmanlı hatırası diye bakıp nostaljik hayaller kurdular, zannettiler ki Yeşilçam filmidir bu plato, bir hak saydılar, hükmedeceklerini tahayyül ettiler. İstifade edeceklerdi iflas ettiler.

İç işleri yönetemediler; çeşitli sıkletlerde birbirine düşman milyonlarca düşman yarattılar.

Süreci yönetemediler; köylü kurnazlığıyla idare ettiler, şimdi yarattıkları bir harici terörle o süreci noktalamayı kurguluyorlar.

Ekonomiyi yönetemediler; milletin a.ına koyan bir kitlenin dışında milyonlarca yoksulun yoksulluğunu katladılar.

Dini yönetemediler; şahsi ve vicdani bir olguyu mezhep savaşına tahavvül ettirdiler.

Eğitimi yönetemediler; her bakan geldi kendi keyfine göre işler yaptı, yeter ki bir iktidarın istikbal hayallerine hizmet etsin deyip kafalarına göre takıldılar, halef selef hep beraber kör topal bir düzeneği elbirliğiyle yatalak ettiler.

İnşaatları yönetemediler; diktikleri karton kulelerle yüzlerce insanın ölümünün baş müsebbibi oldular.

Medyayı yönetemediler, fotomontajlarla habbeyi kubbe yapıp milleti yine kandırmaya çalışırken madara oldular.

Hırsızlarını yönetemediler hepsi deşifre oldu, hepsi aklıselimin vicdanında mahkûm oldu, yargının da tecellisini bekleyeceğiz.

Yargıyı yönetemediler; körler ve sağırlar bu kez birbirini ağırlayamadı. Yetmez ama evet 12 Eylülü ellerinde patladı. İyi mi?

Terörlerini yönetemediler, muhteremlere göre aslında iyi, masum, İslam idealizminin tepki çocukları hadlerini aşıp muktedir karizmasını fena çizdiler.

Madenleri yönetemediler işte; oraları birer mezarlığa çevirmekten başka.

Yönettiklerini zannettikleri hiçbir şeyi yönetemediler; neticede bir insan ömrü için uzun sayılacak bir dilimde göründüler, yara hala sıcak olduğu için acıyı yeterince hissedemiyoruz fakat çok yakın gelecek, bu yönetme şeysinin hiç de hayırlı bir sonuç vermediğini gösterecek, gösteriyor da… Ülkeye ve bölgeye yaptıkları kötülük, başta oldukları süreye göre çok fazla…

İnsanlar tüm bu olumsuzluklara karşın mücadeleden geri durmuyor, ülkenin ve bölgenin düzlüğe çıkabilmesi için… Hep yokuş, hep yokuş… Nereye kadar canına yandığım.

Öyle, devran döndüğünde muhtemelen bu muhteremler başlarının çaresine bakma derdinde olacaklar. Yalandan yaptıkları her iş gibi, Allah büyük, diyecekler.

Sen ne diyorsun Çiko, diye soracak oldum. Yemek öncesi yürüyüşe çıkıyordu Çiko; daha çok acıkmak için… “Allah büyük, ama bunların teknesi küçük.” dedi Çiko; sonra, peki sen söyle, bu hafta Osmanlısipor ne yapar, diye ekledi; yarı tok bir kahkaha attı, sesi adeta bir sarayın dehlizlerinde yankılandı, ürperdim, “Ahyaaak!” diye bağırdım. Hay bin kunduz! Ve fakat bir Osmanlısipor’u yönetiyorlardı işte.

Dönüşünde rakı içsek mi Çiko, diyecek oldum bariz bir efkârla; Çiko bu düşündüğüm şeyi dedim saydı, neden olmasın, diyerek sporunu tamamladı. Yanıma kadar geldi, stratejik derinlik böyle bir şeydir dostum, diye fısıldadı; muhatabını zaman ve zemin açısından kıvamına getirmeden istediğini alamazsın; bu işin “stratejisi” kavram kargaşası, “derinliği” ise senin rakı içmeye bahane aramandır. Zayıf bir gardın var, ama üzülme, bu sefer hesaplar benden, dedi. Vay!

“Hani bu millet adam olmazdı!” diye geçirdim içimden. “Ama Çiko zaten Meksikalı!” diye geçirtti içimden. “Heye lan!” diye geçiştirdim içimden.

Adana’da, melankolik bir Meksika akşamı tadı vardı, yürüdük gittik Topal’ın Meyhanesine…

Yazar: Editor