2016-02-01 15:38:00
zaman kimseyi beklemez

Okuma Notları

Hayatın öğrettiği, kitapların öğrettiğinden fazladır.

Veya öyle olduğunu düşünürüz.

Çoğu zaman da o kitapları yazanların, direkt hayattan beslendiklerini düşünmeyiz. Sanki bir dolu bilmiş adam oturmuş sadece kitap yazmak için yaşamış; çarşıyı pazarı hiç bilmemiş. Ticarete, rekabete, spora ve saireye bulaşmamış. Tarihte hiç var olmamış...

Oysa bir dolu hayatî noktayı; binlerce tecrübenin sonunda ortaya çıkan kitaplar sayesinde daha net, çabuk, çarpıcı bir şekilde idrak ederiz. Ya da okuyan vs daha çabuk ve çok yol kateder. Ne diyeyim...

Dağınık düşüncelerle bile bakınca; 

Zamanın kimseleri beklemediğini biliriz.

Kalabalıkların nasıl da bağnaz ve linççi ve zalim olduğunu bir kederle seyrederiz. 

İyi bir insan olmanın yeterli olmadığını fark ederiz.

Hayatın her an değiştiğine tanık oluruz.

Ve yaşayıp anlarız, kötülük denen şeyi tavizlerle, hediyelerle, alttan almalarla sindiremeyiz.

Başlattığımız kimi işleri daha sonra durdurabileceğimizi, yönledirebileceğimizi zannederek yanıldığımızı öğreniriz.

Özgürlüklerimizi koruyamadıktan sonra köleliği sineye çekmemiz gerektiğini belki bize hayattan önce kitaplar öğretir. Çünkü yüz binlerce yıllık hayatı kendi yaşam dilimimizde özetlememiz mümkün değil. Keşke olsaydı.

Bize birçok şeyi, aslında bana sorarsanız her şeyi kitaplar anlatır, anlatıyor, anlatmış.

Ne çok şey yaşamış olsa da bir insanın her şeyi yaşamış olması fantastik bir hayal. Belki de bu yüzden ölümsüzlüğü ve zamanda yolculuğu bir sürü eserde kurgulamışız.

Bir başkasının fikrine başvurmadıkça -işin en kolayı- okumadıkça; boş egoyla, cahil cesaretiyle dolanırız, onu bunu etiketler yaftalarız, acımadan linç ederiz, sözcükleri kendi anlam dünyalarından koparır yok ederiz ve saire.

Hamaset, edebiyattır; inanç dediğin, keyfidir. Benim gibi düşünmeyen saygıya değerdir.

Yeni bir Adanaspor yazısına kadar bununla idare edeceğiz.

Vira. 

Yazar: Editor